20150410

Abolisyonist Veganlık hakkında bir facebook yazışması

Aşağıda paylaşıyor olduğum yazıyı Facebook'taki Veganİstanbul isimli açık grupta bir başlığın altında abolisyonistlerin eylem biçimleriyle ilgili sorular içeren bir yoruma yanıt olarak yazmıştım. Benzer sorulara sahip olan başka kişiler de olabileceğini düşünerek burada da paylaşmak istedim. Yanıt yazdığım yorumun tamamını buraya alıp almamak konusunda düşündüm ama daha sonra gruptaki bir yorumu yazan kişinin izni olmadan buraya kopyalamanın doğru olmayacağına karar verdim, ancak cevabımda da alıntıladığım kısımları olduğu gibi bıraktım. Cevap yazdığım yorumun tamamına şuradan ulaşmak mümkün. Satır içlerindeki paragraflar yanıt yazdığım yorumdan alıntıdır, gerisi bana ait.



Bir abolisyonist vegan olduğuma göre sırasıyla yanıtlar vereyim.

Şunu diyorsun:
"öncelikle, "vegan abolisyonist hareket (avh) tek kelimeye nasıl açıklanır"ın yanıtı: "eğitim" olacaktır. avh'nin eylem biçimi insanlara ileti vererek onları vegan olmaya ikna etmeye çalışmaktır. bu eylemin her kesim/sektörde işe yaramayacağı konusuna girmeksizin, odağın eğitim olduğunun altını çizelim."

-Abolisyonist veganlar üç aşamalı bir hayvan hakları aktivizmi öneriyor. vegan olmak, ardından hayvan hakları ve veganlıkla ile ilgili gerekli bilgileri öğrenmek, sonrasında da veganlık anlatmak. Bununla birlikte evcilleştirme yani köleleştirmenin mültecisi insan-harici hayvanların bakımlarını üstlenmeyi de bir sorumluluk olarak kabul ediyoruz.

"bana; anlaşma, uzlaşma, dayanışma ve uyum içermeyen bir eğitim anlayışı gösterebilir misiniz? hele de avh tarzı bir eğitim olacaksa bu zira insanın rızası olmadan yapılan her şey avh'ye göre şiddetse, avh'nin şiddetsizlik prensibine göre birinin algısal rızası olamdan beyin yıkamak da kişiye karşı şiddet uygulamak olacaktır"

- Bu kısmın 'hayvan istismarcılarıyla birlikte tek konulu ilkesiz ittifaklar kuran, naveganlarla birlikte 'kurumsal istismar mekanlarına' yönelik eylemler düzenleyen anlayışı kabullenmiyoruz' ifademe yanıt olduğunu anlıyorum(1)

Bir kişiye mesaj ulaştırmak için rızasını almak ile onunla ittifak kurmak aynı anlama gelmiyor. İttifak kelimesinin Büyük Türkçe Sözlük’te anlaşma, uyum, bağlaşma anlamlarına geldiğinin farkındayım, ancak siyasette bu kelime birlikte bir amaç için geçici-sınırlı süreli birliktelikler kurmak anlamına geliyor (seçim ittifakları, kampanya ittifakları, cephe ittifakları vs.) Dolayısıyla, 'ittifak anlaşma demektir', fikrinden yola çıkarak bir kişiye veganlık anlatmak için onun rızasını almakla, birlikte bir kampanya düzenlemek ya da aynı cephede yer alıp ortak bir mücadele hattı önermenin aynı ahlaki ve politik değeri taşıdığını öne sürmek bana kavramı taşıdığı yükten arındırıp sözlükteki kelime anlamına indirgemek gibi geliyor.

Fakat bu paragrafta verilen örnekte kullanılan ‘algısal rızası olmadan beyin yıkamak da kişiye karşı şiddet uygulamak olacaktır’ cümlesine katılıyorum, evet. İnsanları vegan olmaları yönünde kandıramayız, onlarda ahlaki itki uyandırabilir ve mantıksal argümanlar sunabiliriz. Bu da gösteriyor ki, mücadelenin kendisi etik ve adalet yönündeyse, bu mücadele için kullanılan araçlar da etik ve adil olmalıdır. Yani, bir mücadelede kullandığımız araçların ahlaki değerleri bulunur ve amaçlar araçları meşru kılmaz.

Şimdi aradaki diğer argümanlara daha sonra değinmek üzere şu kısma geçmek istiyorum:

"avh'yi, sıkı bir inançla sarıldığı "insanlara sadece stantta ya da sayfada veganlık anlatır" ezberini bırakıp, "tek konulu" olarak tanımladıkları ama "hayvanlar mal ve kaynak değildir!" gerçeği temelinden yükseltilen ve veganlık çağrısı yaptığından ötürü tek konulu olmayan sokak eylemlerinde varlığını göstererek insanlara veganlık anlatmaya davet ediyorum."

İnsanlara yalnızca stantlarda ya da sayfalarda veganlık anlatılır gibi bir inancımız yok. Veganlık anlatmayı tüm hayata yayılan bir aktivizm olarak öneriyoruz. Stantlar bunun bir formu, işlediğini gördüğümüz bir yöntem. Bununla birlikte abolisyonist veganlar, yaratıcı ve şiddetsiz yöntemleri destekliyor, kimi yöntemleriyse problemli bularak eleştiriyor.

Yukarıdaki araçlar-amaçlar ilişkisinden devam ederek tek konulu kampanyaların ne olduklarını hatırlatmak istiyorum. Örneğin kürke karşı yapılan bir kampanya tek konulu kampanyadır. Bu kampanya temel olarak kürk kullanımına odaklanır, bu konuda dövizler hazırlanır, sloganlar hazırlanır, basın metni yazılır vs.

Bu tarz kampanyaların belli insanlara yönelik ayrımcılık biçimlerini çeşitli şekillerde desteklediğine yönelik bir çok yazı yazdık, kesişimsellik dediğin için söylüyorum, fakat şu an bu konuya değinmeyeceğim. Bu kampanya temelde hayvan hakları hareketinin mücadele etmesi gereken şeyle ilgili bir problem içerir: türcülük. Zira tüm hayvan kullanımlarına değil, belli bir hayvan kullanım biçimine odaklanmakta belli bir hayvan istismarını ön plana çıkartmaktadır. Dövizlerin bir kısmında diğer hayvan kullanım biçimleriyle ilgili yazılar olabilir, eylemin metninde veganlığa çağrı da olabilir, bu eylemin konusunun kürk olduğu gerçeğini değiştirmez. En basitinden basının, bu eylemi basından duyacak kişilerin veya etraftan geçen insanların bu eylemi kürk eylemi olarak değerlendirmesi gerçeğini de değiştirmez. Yaklaşık 30-35 yıldır kürk karşıtı kampanyalar var, sonuç? ‘Biz de kürke karşıyız ama veganlık çok aşırı’ diyen devasa bir nüfus. Fakat sonuçları da bir kenara bırakalım ve bu eylemlerin veganlık anlatmak için etik ve anlamlı bir araç olup olmadığına odaklanalım.

Böyle eylemler belli bir hayvan istismarı biçimini sorunların en büyüğü ya da büyük sorunlardan biri olarak gösterir. Üstelik hayvanların mülk statülerini ortadan kaldırmadan hayvanlara belli haklar sağlayabileceğimiz yanılgısını yaratır. Kürk kullanımının diğer hayvan kullanımlarından daha kabul edilemez olduğu gibi bir argüman haricinde bu eylemi gerekçelendirecek herhangi bir argüman olamaz. Ya da eylemi düzenleyenler, biz bu konuyu keyfi olarak seçtik de diyebilir, fakat keyfi olarak bir ‘tek konu’ seçmek problemli değil midir? Hele ki milyarlarca hayvanın hayatı söz konusuyken. Söylendiği gibi tüm pankartlarda tüm hayvan kullanımlarına değinilmiş ve açıkça veganlığa çağrı yapılmış olsa bile o zaman neden eylemin kürk konulu yapıldığının ve vegan olmayanların da bu eyleme kabul edildiğinin bir açıklaması yoktur. Amaç naveganları kürk eylemi yapıyoruz diye kandırarak o alana çekmek fakat sonra veganlık anlatmak mıdır? O halde bu da etik olarak problemler taşımaz mı? Üstelik, bir kez kandırıldığını hisseden kişiler neden ikinci kez anlattıklarımıza inansın ya da bizi dinlemek istesin ki? Eğer amaç en baştan zaten veganlık anlatmaksa o halde kürk eylemi değil veganlığa çağrı yapan bir etkinlik düzenlemek ve talep veganlık olacağından ve bu talep naveganlara yöneleceğinden pankartın beri tarafında duranların zaten vegan olmasını beklenmek gerekir. Böyle bir eyleme yönelik de çeşitli eleştirilerim olurdu fakat etik boyut üzerinden değil, işlev üzerinden olurdu.


Başka bir örnek üzerinden gidelim. Azerbaycan’da geçen ay da milyonlarca inek, kuzu, tavuk, balık, arı öldürülüyordu, gelecek ay da öldürülecek, tıpkı diğer bütün ülkelerde olduğu gibi. Üstelik sadece olimpiyatlarda değil, hemen hemen tüm spor dallarında hayvansal malzemeler kullanılıyor, hayvansal gıdalar servis ediliyor vs. Bütün bunlara rağmen, sadece olimpiyatlarla ilgili olarak ve sadece köpekler öldürüldüğünde konsolosluğun önünde toplanan bir kitle bütün eylem boyunca ‘vegan olun’ diye slogan attığında, eylemciler neden o gün o saatte orada olduğuna dair herhangi bir açıklama sunamaz. Neden geçen ay Azerbaycan konsolosluğu önünde 'vegan olun' konulu bir eylem yoktu? Neden şu anda, atıyorum, Hırvatistan konsolosluğu önünde yok? Ayrıca neden 'vegan olun' sloganı bir devletin konsolosluğuna yöneltiliyor ki? Devletten hayvansal ürünler kullanmasını yasaklamasını mı talep ediyoruz? O anda, kitlenin yanı başında da hayvanlar öldürülüyor ya da öldürülmesi için talep yaratılıyordur (bir kısmı o kitlenin içindeki insanlar tarafından) ve bu da gösterir ki kitlenin ağzından çıkan ne olursa olsun, pankartlarında ne yazarsa yazsın, köpeklerin öldürülmesine daha büyük bir ahlaki değer atfetmektedir, bunun başka bir açıklaması olamaz. Ağzımızdan çıkanla, yaptığımız iş birbirinden kopuktur. Verdiğimiz mesaj -en iyi ihtimalle- şu olur, ‘’evet hayvanlar için vegan olmak iyi ve ileri bir adımdır, ama köpekler için protesto yapmak da bir adımdır. Biz bu eylemin ileri unsurları olarak veganız, ama temel mevzu veganlık değil, çünkü ineklerin öldürülmesi de kötüdür ama ineklerin öldürülmesi köpeklerin öldürülmesi kadar kötü değildir.’’

Ben bu durumu şuna benzetiyorum. Diyelimki 90’ların Türkiye’sinde yaşıyoruz, Çiller dönemi vs ve idam cezası hala devam ediyor. Biz de idama kesinlikle, tavizsiz olarak karşı çıkan kişileriz. O esnada mahkeme, çok sevilen bir Türk’e bir sebepten idam cezası veriyor ve toplumda idama yönelik bir tartışma başlıyor. Bu sırada da bir grup ırkçı Türk, Türkler için idam cezasının uygulanmaması gerektiğini düşünerek ‘Türkler idam edilmesin’ diye bir kampanya başlatıyor. Dahası bu kitlenin epey bir çoğunluğu Türk olmayanların idam edilmesini umursamıyor, hadi diyelim ki bir kısmının da, örneğin Kürtlerin idam edilebilmesini talep ettiğini, bu yönde oy kullandığını biliyoruz. Biz idama her türlü karşıyız, Türklerin de, Kürtlerin de, Ermenilerin de, ne olursa olsun, kimsenin idam edilmesini istemiyoruz. Ama Türklerin idamına karşı çıkıp Türk olmayanların idamında sorun görmeyen veya bunu bizzat talep eden hareket çok kitlesel ve gerçekten toplumun ‘en azından’ bir kesimi için idamı kaldırabilir ve birileri de bunun bir adım olacağını düşünüyor. Bu durumda bu kitleyle bir arada eylem yapar mısınız? Birlikte eylem yaptığınızda, üzerinde ‘tüm idamlar yanlıştır’ yazan bir pankart taşımanız katıldığınız eylemin ırkçı bir eylem olduğu gerçeğini değiştirir mi? Yukarıdan bakıldığında, sadece bir ırk için idam cezasının kalkmasını isteyen ırkçı bir kalabalığa bir kişi daha olarak eklenmiş olmak etik olarak yanlış değil mi? Üstelik niçin etrafımda idam cezasının yanlış olduğunu anlatabileceğim sayısız insan varken, bunu yapmak için ırkçı bir etkinliğe katılayım ki? Bu soruya vereceğiniz yanıt, tek konulu kampanyalara katılıp veganlık anlatmaya vereceğiniz yanıtla aynı olmalı.

Ben bu eylemlerin içinde bulunmayı etik olarak yanlış bulur ve bu eylemlere katılmayı düşünen kişilere katılmamaları gerektiğini, bunun yerine tavizsiz olarak idama karşı kampanya yapmaya devam etmeleri gerektiğini söylerdim. Muhtemelen o zaman da, idam tamamen kalkana kadar sekterlik yapıyor olmakla suçlanırdım ama doğru olanın bu olduğunu bildiğimden bunu yapardım. Ben insanlar söz konusu olduğunda pek çoğumuzun bu tavrı takınacağını düşünüyorum. Hayvanlar söz konusu olduğunda da tavrımız bu olmalı, tek konulu eylemlere katılmak, bunların düzenleyicisi olmak, toplumda bulunan türcü önyargıları besler fakat bunun da ötesinde eylemler kendi içlerinde türcüdür. Bunların ‘veganlık anlatmakta’ işlevsel olduğunu düşünebilirsiniz, bunun böyle olmadığını düşünüyorum fakat diyelim ki böyle, o zaman başa dönüp sormak istiyorum, sadece işlevsel olduğunu düşündüğümüz için etik olmayan yöntemler kullanmak nasıl gerekçelendirilebilir? Ben gerekçelendirilemeyeceğini düşünüyorum. Hatta insanlık tarihindeki en yıkıcı fikirlerden birinin 'amaçlar araçları meşru kılar' fikri olduğunu düşünüyorum. Bu fikrin yarattığı felaketlerin örnekleri sınırsız...


"aksi takdirde avh benim için "devrimden sonra hallederiz." diyen tkp'li arkadaşların bu tavrını çağrıştırmaktan öteye gitmiyor. "devrim" burada "vegan dünya" oluyor"

TKP’nin tavrı ile abolisyonist veganların tavrı arasında şöyle bir fark var: TKP politikalarını tamamen güncel siyaset, AKP karşıtlığı, yurtseverlik vs. gibi güncel meseleler üzerine kurarken, devrimi sadece ve sadece bu politikalarını meşrulaştıracak bir retorik olarak kullanır. CHP’den hallice bir siyaset izler ama kendisini devrimci olma gerekçesiyle meşru kılar. Bu esnada Marksist anlamda devrimi mümkün kılacak fabrika örgütlenmeleri, sıkı disiplinli parti-örgüt-teori çalışması vs. gibi olmazsa olmaz unsurlar ikinci, üçüncü plana atılır hatta yok sayılır ve bütün enerji güncel reformist politikalara, öğrenci-aydın çeperinde sınırlı örgütlenme modelleriyle sınırlanır. Grupta TKP’liler varsa, lütfen alınmasınlar, bu diğer pek çok sol-sosyalist grup için de geçerlidir.

Ben TKP’nin ve diğer bir takım sol-sosyalist yapıların bu devrimci retoriğe bulanmış reformist tarzlarını hayvan hareketinde en çok PeTA, Vegan Outreach, Mercy for Animals gibi yeni refahçı grupların tavırlarına benzetiyorum. Zira bu gruplar da ‘hayvan özgürlüğü’ ya da ‘hayvan hakları’ için çalıştıklarını hatta ‘abolisyonist’ olduklarını (!) söylüyorlar, onlara sorduğunuzda, onların da amaçları ‘vegan bir dünya’, ancak tüm politikalarını reform çalışmaları ve kürk, belli hayvanlar üzerinde deney, fok avcılığı gibi keyfi olarak seçilmiş hayvan kullanımlarının ilgası gibi alanlar üzerinden yürütüyor, kurumsal istismarcılarla masaya oturuyor ve tüm kaynaklarını aslında hayvan istismarının devamı için harcıyorlar. Eğer tüm gücümüzü vegan bir dünyanın inşasına ayırmıyor ve tek konulu kampanyalar arasında mekik dokuyorsak bu aslında hayvan haklarına tıpkı TKP'nin devrime yaptığı muameleyi yaptığımızı gösterir. Oysa, nasıl ki TKP'nin yaptığının devrimcilik olduğunu düşünmüyorsam, tek konulu eylemlere katılmanın veganlık anlatma niyetiyle bile yapılsa kelime anlamıyla abolisyonist olmadıklarını düşünüyorum.

Abolisyonist veganlar ise bu noktada gerçekten devrimci olan gruplara benziyor. Elbette bizim amaçladığımız Lenin’inki gibi bir devrim değil, o yüzden yöntemlerimiz ve etik bulduğumuz değerler farklı. Fakat ‘vegan dünya’ sadece bir hayal ya da retorik olarak ortaya attığımız bir ütopya değil. Amacımızı ortaya koyuyoruz ve bu amaca nasıl ulaşacağımıza dair bir pusulamız ve yol haritamız var. Her günümüzün pratiklerini, gerek teorik bilincimizi yükseltmek, gerek daha fazla insana mesajımızı ulaştırmak için yollar aramak, gerek insanlarla veganlık yönünde dönüştürücü diyaloglara girmek için düzenliyoruz. Yukarıda kısaca yazdığım 3+1 adımlı aktivizm herhangi bir şeyi devrimden sonra halletmek üzere ertelemiyor ancak sorunun kökenini tespit ediyor ve orayı hedef alıyor.

"biri gözünüzün önünde bir köpeği döverse onu uyarmanız veganlığınızı yok etmez. uyarırken bu kişiye veganlık anlatırsınız. kişinin köpeğe şiddet uygulaması o an sizin o kişiye yönelmenize ve hayvanların mal, kaynak -ve şiddet uygulayabileceğimiz bireyler- olmadığını anlatmanıza vesile olmuştur."

Takdir edersin ki bu söylediğinle, bir tek konulu eylem düzenlemek birbirinden farklıdır.

"hayvan satan üretici ile bir derdi olmadığını beyan eden avh"

Bu ifadeni neye dayandırdığını, bu beyanı nerede gerçekleştirdiğimizi merak ettim doğrusu. Doğrusu şu olacak; abolisyonistler kurumsal istismarcıların toplumda varolan talebi karşıladıklarının ve bunu yaparken de hayvanları bir mal olarak gören paradigmanın içinden yaptıklarının farkındadır. Ayrıca, 80lerden itibaren kurumsal istismarcılara yönelik boykot, protesto vs. gerçekleştiren grupların önünde sonunda bu kurumlarla masaya oturduklarını gözlemleyecek kadar hayvan hareketinin geçmişine hakimdir. Piyasanın ahlakı yoktur, sattığı malın ne olduğuna bakmaz, kaç para ettiğine bakar ve hayvanlar piyasa için maldır. Kurumları bunu yapmaması için eğitemeyiz, ancak insanlar dönüştüğünde kurumlar da bunu yapmazlar. Bu yüzden arza değil, talebe odaklanmak gerektiği gibi problemin bireylerin tercihleri değil de kurumlar olduğu gibi sorumluluk atmaya yönlendiren bir yanılgıyı yaygınlaştırmamak gerekir. Bu, kurumsal istismarcılarla derdimiz olmadığı anlamına gelmez, bu kurumsal istismarcılara yönelik eylemler gerçekleştirmeyi yöntem olarak işlevsiz ve zarar verici bulduğumuz anlamına gelir.

"sokak eylemleri de hayvan özgürlüğünü bütünsel olarak ele almak için bir vesile ve mecradır"
-Evet ve sokakta stant açmak bir sokak eylemidir ve bu sebeple bu eylemi teşvik ediyoruz. Fakat yukarıda açıkladığım gibi bizim devletten ya da şirketlerden etik davranmasını beklemek gbi bir derdimiz olamayacağından, devletten taleplerde bulunan grupların yöntemlerini tekrarlamayız. (Yukarıda sokak protestolarının uzlaşmaz eylemler olduğunu yazmışsın, buna katılmıyorum. Hemen hemen her sokak eylemi bir talep etrafında gerçekleştirilir ve bu talep de genellikle hükümete ya da devlete yöneliktir, grevler işverene yönelik gerçekleştirilir ve tüm bunlarda aslında bir noktada uzlaşma beklentisi vardır. Bunda düzeni zor kullanarak değiştirmeye yönelik eylemleri hariç tutuyorum fakat bunlar da sokak protestosu olarak adlandırılamayacak, devasa, kitlesel eylemlerdir. Bunlar bile belli kesimlerle uzlaşma anlamına gelebilir. Hayvan hareketinin kurumsal istismarcıları protesto etmekte masaya oturmaya geçme hikayeleri için Francione'un 1996 tarihli Rain Without Thunder kitabı iyi bir kaynaktır.) PeTA, McDonalds önünde eylem yapabilir çünkü McDonalds'ı büyük kafesler kullanmaya ikna etmek gibi bir derdi vardır. Biz McDonalds'ı ikna etmek gibi bir yol izlemeyiz, bu anlamsızdır ve dahası zarar verir. Bizim, hükümetlerden, devletlerden ya da şirketlerden taleplerde bulunan eylem formlarını tekrar etmek yerine insanlarla samimi ve anlamlı diyaloglar kuran eylemler düzenlememiz gerekir. Bunun iyi bir yolunun sokak stantları olduğunu düşünüyoruz. Bu başka yollar olamaz demek değildir.

Söylediğin birkaç şeye daha itirazım var ama sanırım bir facebook postu için fazla uzun yazdım. Şimdilik burada duruyorum.

Bütün bu yazıyı buraya kadar okumuş olan birileri varsa,www.abolisyonistveganhareket.org/teori sayfasına da göz atmasını öneririm, bu söylediklerimin ayrıntılandırılmış olarak anlatıldığı çok sayıda makaleye rastlayabilirsiniz.

Dipnotlar:

(1) Bir önceki yorumda yer alan ifadem şu şekildeydi: Fakat bugünlerde 'hayvan özgürlüğü' hareketinin bazı unsurları 'ezilen hayvan istismarcılarıyla' el ele verip, sonra da 'hayvanlar belki hala köle ama en azından ölmüyorlar' diye zaferler ilan ediyorsa, bize köle hayvanları bir efendiden diğer daha nazik ve daha ezilen efendiye teslim etmenin bir zafer olduğuna ikna etmeye çalışıyorsa böylece hem havyanların taşımacılıkta istismarına 'hayvan özgürlükçülerinin' de destek verdiği meşru bir zemin sunuyor hem de hayvan istismarcılarının kendilerini ifade etme ve vicdan rahatlatma araçlarının inşasını toplumu değiştirmenin önüne koyuyorsa burada gözden geçirilecek gerçekten çok ama çok şey var demektir. [...] Pek çok vegan, hayvan hakları savunucularına 'siz şu değil, bu değilsiniz' diyenlerin, kendisi hayvan istismarcısı olup da hayvan savunucusu kesilen kesimlere dönüp de 'vegan olun, sorunun kaynağını dışarılarda aramayın, sorunun kaynağı sizsiniz' demekten imtina eden, hayvan istismarcılarıyla birlikte tek konulu ilkesiz ittifaklar kuran, naveganlarla birlikte 'kurumsal istismar mekanlarına' yönelik eylemler düzenleyen anlayışı kabullenmiyor hatta bu anlayışın problemin bir parçası olduğunu görüyor. [Yukarı dön]