20150107

Şiddetin Araçsallığı Üzerine Kısa Bir Yorum

Tarihteki en vahim fikirlerden biri araçların etik anlamda (ya da ahlaki olarak) nötr bir değer taşıdıkları ve onların değerlerini belirleyenin kullanılacak oldukları amaç olduğu fikri ve bu fikrin çeşitli versiyonlarıydı. Böylece şiddetin, öldürmenin, işkence yapmanın ve bu gibi eylemlerin doğru ya da yanlış olarak değerlendirilemeyeceği, bu eylemlerin değerlerinin kime karşı ve ne amaçla yapıldığına göre belirlenebileceği fikri hakim olmuştu.
Bu öyle bir fikirdi ki, hem devletler ve egemen güçler tarafından benimseniyordu hem de muhalif hareketler tarafından, böylece bir tarafta ölümler, işkenceler ve tüm bu korkunç eylemler devletin bekası, bölünmez bütünlüğü gibi fikirlerle gerekçelendirilirken diğer tarafta da mağduriyetlerle, geleceğin adil ve eşit toplumunun (bu bazen komünist toplum, bazen şu ya da bu dinin gelmesiyle kurulacak toplum, bazen ''emperyalistleri kovacak'' olan ulusal bir kurtuluş hareketi vs.) vaadiyle vs. gerekçelendirilebiliyordu. Hatta egemenlerin bu söylemi alıp uygulaması da mümkündü, bir ülke demokrasi ve barış adına işgal edilebiliyor, en büyük katliamlar bu 'kutsal' ve 'yüce' değerlerle gerekçelendiriliyordu. Böylece egemenlerle diğerleri arasındaki bu konsensüs, bu küçük suç ortaklığı tarihteki en büyük fikri hegemonyalardan birine dönüştü. Böylece dünya kanlı elinin parmaklarıyla karşısındakini işaret eden ve 'Katil' diye bağıran politikacıların meşruluğuna bulandı.
Şimdi, bir grup fanatiğin bir mizah dergisini basıp en son gördüğüm kadarıyla 12 kişiyi öldürmesine bile ancak 'saçma bir karikatür için bu kadar kişi öldürülür mü?' diye karşı çıkarken, bu sebebi aklımız alamazken ve bu korkunç katliama itiraz ederken bile aslında yarın öbür gün birinin çıkıp da 'hayır, bu saldırıların sebebi aptal bir karikatür gibi görünebilir ama aslında altında İslam coğrafyasının yüzyıllardır emperyalist işgal ve saldırganlığın hedefi olması yatıyor' diye açıklamalar yapmasının da zeminini hazırlıyoruz (ki daha ölenlerin bedenleri soğumadan bunların yazıldığını görmeye başladım). Şiddetin amaçlarıyla ilişkisindeki irrasyonelliğe takılıp kalan düşünme alışkanlığımız şiddetin kendisini kınamaya asla varamıyor. Şurada bir bombalı saldırı olmuş haberini duyan pek çoğumuzun vereceği tepkiyi belirlemeden önce 'kim yapmış' sorusunu sorması gibi. Ölen bir çocuğun ardından bir yıl sonra hala elinde ekmek mi vardı yoksa taş mı vardı gibi saçmasapan bir tartışmaya çekilmeye çalışıldığımız gibi işte.
Dogmalardan sıyrılmak isterken göreceliliği bir dogma haline getirdiğimiz düşünsel dünyamızda, katliamlara 'kimin yaptığına' ve bunu 'neden yaptığına' bakmadan önce 'bu yanlıştır' diyemiyorsak, 12 kişinin katledilmesinin yanlışlığı bile bir 'tartışma konusu' olabiliyorsa, bir şeylerin fena halde ters gittiğini görmemiz gerekiyor. Ve bunu bir an önce yapmamız gerekiyor.
'Şiddet sorunun bir parçasıdır. Şiddet çözümün bir parçası olamaz. Şiddet, amaçlarından bağımsız olarak yanlıştır. Şiddeti açıkça reddetmeliyiz.' düşüncesi bugünün en az kabul gören, en ''marjinal'' düşüncesi. Şiddete ancak yakınlarımızın ya da kendimize kimlik olarak yakın bulduğumuz kişilerin başına gelince tepki veriyor ve geri kalanını sessizlikle bile olsa onaylıyorsak biz de sorunun bir parçasıyız.