20150317

Diken.com.tr'nin Yayınlamadığı Açık Mektup


Diken.com.tr adresli haber ve yorum sitesi iki gün önce kedilerin hayvansal olmayan mamalarla beslenmesi için uygun mamaların piyasaya sürülmesini talep eden bir kampanya hakkında Twiter'da yer alan bir tartışmadan yola çıkarak bir haber yapmıştı. Bu haber ile Diken, başlığından bazı veganların kedileri hayvansal olmayan mamalarla beslemesinin "İnsan kibrinin son noktası" olduğunu öne sürmüş, ekran görüntüsü olarak yayınladığı tüm tweetleri de veganların düşüncelerini ve yanıtlarını içermeyecek şekilde özellikle veganlara hakaret ve küçümseme içeren tweetler arasından seçmişti. Hatta  içerisinde kedileri hayvansal ürünlerle beslemeyen veganları sözümona mizahi bir şekilde şiddetle tehdit eden bir tweet de screenshot olarak paylaşılmıştı.


Diken.com.tr'nin seçtiği tweetlerden biri




Yine de dün sabah saatlerinde, aşağıda paylaşacağım yazıyı yazarak Diken.com.tr editörlerine gönderdim ve yayınlamalarını rica ettim. Bunu yapmamın sebebi, Diken editörlerinin hayvanları önemsiyor olabilecekleri, veganlık hakkında bilgilerinin yetersiz olabileceği ve yaptığımız davranışın hayvanlara zarar verdiğini düşünüyor olma ihtimalleriydi . Fakat iki gündür, ısrarla belediyelerin ya da devletlerin zarar verdiği kedi ve köpekler, iple çekilen at, inşaattan kötü etkilenen kuşlar gibi haberlere yer vererek hayvanlara karşı bir duyarlılığa sahip oldukları imajını yaratmaya çalışan Diken, milyarlarca hayvanın kendileri dahil tüm naveganlar tarafından sistematik olarak istismar edilmesini sıradan bir durum olarak görmeye ve göstermeye devam ediyor. Ne yazık ki, pek çok zaman gözlemlediğimiz gibi, tek konulu kampanyalar bu gibi kişi ve kurumların hayvanlara duyarlı görünmeleri ve vegan argümanları yok saymalarının bir aracı olarak işlev görmekte. 

İlgili yazı aşağıdadır:


Bir Vegandan Diken’e ve Okurlarına Mektup

Sevgili Diken okurları, yazarları ve Twitter ahalisi;


Dün önce Diken’de çıkan “Twitter ‘vegan kedi maması’ kampanyasını tartışıyor: ‘İnsan kibrinin son noktası’” başlıklı yazıyı ardından da Twitter’da yazılıp çizilenleri okuduğumda ortada konuşulmayan, Twitter’ın 140 karakterlik alanında anlatılamamış olan pek çok şeyin olduğunu düşündüm.

Böyle bir talebin olmasının kimilerinizi çok kızdırdığını görüyorum. Hatta Diken’in habere taşıdığı kişilerden biri kedileri-köpekleri vegan mamayla besleyen kişileri bulup onları hindistan ceviziyle ‘döveceğini’ dahi yazmış.

Şimdi, bu kızgınlığın sebebinin aslında bir takım kişilerin keyfi olarak hayvanlara zarar vereceğini düşünüyor olmamız olduğuna inanıyorum. Vegan mama gerçekten hayvanlara zarar verir mi, vermez mi meselesini sona bırakıp paylaştığımız bu değere biraz daha odaklanmak istiyorum. Birilerinin hayvanlara keyfi olarak zarar vermesinin yanlış olduğuna inanıyoruz ve bunu yapma ihtimali olduğunu düşündüğümüz kişilere tepki duyuyor ve hatta öfkeleniyoruz.


Bu pek çoğumuzun paylaştığı bir değer. Hayvanlara ortada bir zorunluluk olmadığı halde zarar vermenin ya da onları öldürmenin yanlış olduğu, adil olmadığı düşüncesi hemen hemen herkesin paylaştığı az sayıda etik değerden biridir. Fakat sorun, bu değerleri gerçekte uygulamıyor olmamızda.


Damak zevki, giyim-kuşam anlayışı, eğlence gibi gerekçelerle hayvanlara zarar veriyor ve onları öldürüyoruz. Peki bunlar birer zorunluluk sayılabilir mi? Yalnızca damak zevkimiz, yani hayvan sütü, yumurta, hayvan eti, bal gibi hayvansal gıdaları elde etmek için her yıl 56 milyar kara hayvanı öldürülüyor. Kara hayvanı yazıyorum, çünkü deniz hayvanları hakkında böyle istatistikler tutulamıyor, ancak sayılarının onlarca kat olduğu tahmin ediliyor. Bu öldürmeler tamamen keyfi, çünkü artık ana akım sağlık ve beslenme otoriteleri dahi doğru planlanmış bir vegan beslenme biçiminin yeterli olması bir yana, hayvansal ürünler içeren bir beslenmeye göre sağlık açısından avantajlara sahip bir beslenme olduğunu savunuyor. Yani hayvanları gıda kaynağı olarak kullanmak için ortada damak zevkimizden başka bir sebep yok. (Örneğin Amerikan Beslenme Derneği’nin konu hakkındaki raporu incelenebilir http://bit.ly/1Fq03KG)

Gıda kaynağı olarak kullanmak üzere ölümüne yol açtığımız, inekler, koyunlar, tavuklar, balıklar, tıpkı vegan beslendiği için zarar görebileceğini varsaydığımız için öfkelendiğimiz kediler gibi hissedebilir varlıklar, acı çekebiliyorlar ve kendi yaşamlarının farkındalar. Kedilerden, köpeklerden hiçbir farkları yok. Aralarında yaptığımız ayrım sadece keyfi bir takım inançlara dayanıyor, aynı inançlar başka bir kültürde de kedilerin ve köpeklerin yiyecek olarak görülmesine yol açabiliyor.

Hiçbir zorunluluğumuz olmadığı halde çok sayıda hayvana keyfi gerekçelerle zarar veriyor, onları öldürüyoruz çünkü, kültürümüz bunu yapmayı destekliyor, böylesi daha kolay geliyor, farklı davrandığımızda toplum üzerimizde bir baskı oluşturuyor, böyle yapmaya alışkınız vs. vs. Bir dizi sebep sayılabilir fakat bu sebeplerin hiçbiri, kendi değerlerimizle çelişmek, yanlış olduğunu düşündüğümüz ve tepki gösterdiğimiz bir davranışı kendi hayatlarımızda sürdürmek yani keyfi sebeplerle hayvanlara zarar vermek ve onları öldürmek için haklı bir sebep teşkil etmiyor.

Veganlık, zaten pek çoğumuzun paylaşıyor olduğu değerlerin gerçekten uygulanmaya başlanmış hali. Eğer hayvanların nesne ya da eşya olmadığını, onlara karşı ahlaki sorumluluklarımız olduğunu düşünüyorsak, bu onları kendi malımız ya da kaynağımız olarak görmememizi gerektirir. Dolayısıyla da kendi keyfi çıkarlarımız için onların en temel haklarını çiğnemekten vazgeçer, hayvanları damak zevki, giyim-kuşam anlayışı, piyasaya çıkan yeni bir kozmetik ürününün denenmesi vs. için kullanarak istismar etmeyiz. Burada altın kural, tüm kullanımların istismar olmasıdır. Çünkü hayvanlar eşya değilse, onları kullanmak yanlıştır.

Bütün bunları konuştuğumuzda bazılarımızın aklına, hayvan eti tüketmemenin hayvanların haklarını ihlal etmemek için yeterli olabileceği fikri gelir çünkü yumurta ve süt ürünlerinin üretiminde hayvanların öldürülmediğini ve zarar görmediğini farz eder. Ya da üzerinde ‘insani’, ‘kafessiz’, ‘doğal’, ‘köy üretimi’ ya da ‘organik’ etiketi bulunan ürünleri tercih etmenin yeterli olacağını düşünür. Durum pek de böyle değil, etikette ne yazarsa yazsın bütün bunlar hayvanlar için hala büyük miktarda acı ve ölüm anlamına gelir; daha da önemlisi, bunların tamamı hayvanların birer eşya muamelesi ya da kaynak muamelesi görmesi anlamına gelir. Sorun hayvanları nasıl kullandığımız değil onları kullanıyor olmamızdır.

Belki bu güne kadar veganların, hayvanlar konusunu abarttığını, aşırıya kaçtığını düşünüyordunuz, fakat gördüğünüz gibi, aslında veganlık zaten en azından pek çoğumuzun doğru olduğunu düşündüğü değerlerin eyleme dökülmüş hali, ya da şöyle demek daha doğru olur, yanlış olduğunu düşündüğü eylemleri artık sürdürmeme hali. Bir de ortada, kendi inançları ya da kendi seçimleri gereği hayvanları kullanmayan ve adı da ‘veganlar’ olan bir cemaat yok. Hayvanlar, biz neye inanırsak inanalım ya da seçersek seçelim zaten birer eşya değiller. Dolayısıyla hayvanları istismar etmemek, yani kullanmamak hepimizin en temel sorumluluğu. Sözün özü şu: veganlık hayvanları önemsemenin en uç noktası değil, başlangıç noktası. Aslında hayvanları önemsemeye, onların bizim keyfimiz için kullanabileceğimiz, yararlanabileceğimiz kaynaklar değil de kendi içkin değerleri olan bireyler olduğunu tanıdığımızda ve bunu hayatımıza geçirdiğimizde başlıyoruz.

Velhasıl, bunun hepimizin sorumluluğu olduğunu söylemek, sizin de vegan olmanız gerektiğini söylemek anlamına geliyor. Eğer hayvan kullanmaya devam ediyorsanız buna son verebilirsiniz. Bu ne zor, ne pahalı, ne de sağlığınız için bir tehdit. Aksine, veganlık kolay, sağlıklı, hesaplı ve en önemlisi de, adil olan.

Gelelim yazının başındaki konuya. Elbette kedileri brokoli ile beslemek gibi bir fikrimiz yok. Kediler ve köpekler, tıpkı inekler, tavuklar, kuzular... gibi bundan 10 bin yıl kadar önce insanların kendi amaçları için evcilleştirdiği, seçici eşleştirme yoluyla kendi işine yarayacak belli özellikler kazandırıp kendisine bağımlı ve itaatkar kıldığı türler. Evcilleştirme denen sürecin sonunda bugün insan bakımına bağımlı hayvan türleri mevcut ve bu hayvanların bakımlarını üstlenmek gibi bir sorumluluk taşıyoruz. Bunu yaparken, önümüzde iki seçenek var: Bunlardan biri, bir hayvanı beslemek için başka hayvanların ölümünü desteklemek anlamına geliyor, diğer seçenek ise en az aynı miktarda sağlıklı ve kediler-köpekler tarafından keyifle yenen, fakat hiçbir hayvana zarar vermeden üretilen bir mama kullanmak. Neden ikincisini tercih etmeyelim? Bunun için hiçbir mantıklı sebep var mı gerçekten?

Merak etmeyin, kedilerin bakımını üstlenen veganlar onlara zarar gelmemesi konusunda en az vegan olmayanlar kadar hassas. Fakat, ahlaki sorumluluklarımız sadece kedilere karşı değil; tüm hayvanlara karşı ve bir hayvana bakıyor olmamız başka bir hayvana zarar vermemizi gerekçelendiremez. Ortada vegan bir seçenek varken bile bile şiddet ve istismar içereni seçmek ne etik ne de adil olur. Aklınıza yatmadı mı? Bu konuda daha ayrıntılı bilgileri içeren şöyle bir yazı da var.

Eğer bütün burada anlatılanlar ilginizi çektiyse ve tüm hayvan kullanımlarının birer istismar olması hakkında daha fazla bilgi almak isterseniz, şu adresten bilgi edinebilirsiniz: www.NedenVegan.info

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder