20141125

Eser Miktarda Süt Ürünü İçeren Ürünleri Neden Tüketmiyorum?

Bu yazıyı yazma konusundaki ilham ve motivasyonu Facebook'ta bulunan Veganistanbul ve benzeri gruplarda tekrar tekrar açılan tartışmalardan birine daha katıldığımda buldum. Konu hakkında düşünce ve argümanları bir araya toplamayı amaçlıyorum. Öncelikle eser miktar uyarısı nedir, neden paketlerin üzerinde yer alır konularında bilgi vereceğim ve ardından neden bir veganın bu ibarenin yer aldığı gıdaları tüketmekten kaçınması gerektiği konusunda düşüncelerimi belirteceğim.

Eser Miktar Uyarısı Nedir?

Bazı paketli gıdaların içindekiler kısmını okuduğunuzda içerikte herhangi bir hayvansal ürün bulunmadığını görürsünüz. Fakat bir satır alta indiğinizde 'Alerjen uyarısı' diye ayrı bir listeyle daha karşılaşırsınız. Bu listede 'Eser miktarda (veya iz miktarda) süt ve yumurta ürünleri içerebilir' gibi bir madde karşınıza çıkar. Bu listede zaman zaman fındık, soya, badem gibi başka maddelere rastlamak da mümkündür. (Bu şekilde Resmi Gazete'de alerjen olarak belirlenmiş ve paket üzerinde belirtilmesi zorunlu tutulan 14 kategori bulunur.). Bu ilk başta çelişkili ve kafa karıştırıcı gözükür. Şimdi bu ürünün içerisinde süt var mı, yok mu? Varsa neden İçindekiler kısmında yazmıyor? 

Bunun aslında basit bir açıklaması var. Eser miktar uyarısı seri üretim esnasında hayvansal ürünlerle aynı bant, kazan ve aletler kullanılarak üretim yapılması sebebiyle alerjiyi tetikleyecek miktarlarda bulaşma gerçekleşmesinden ötürü konulur. Tarifin kendisinde süt yoktur, ancak üretim koşulları sebebiyle gıdanın içine bir miktar süt karışır. 

Bunu gündelik hayattan bir örnekle benzetebiliriz: Mesela evde bir tencere hayvansal sütlü puding pişirdiğinizi düşünün, sonra bu tencereyi üstünkörü sudan geçirip, badem sütlü puding yapıp yerseniz o ikinci puding de bir önce pişirdiğiniz pudingin artıkları vardır. Yani küçük bir miktar hayvan sütü vardır.

Başka bir örnek vereyim. Bir kahveciye gittiniz ve soya sütlü kahve satın almak istediğinizi söylediniz. Kahveyi yapan kişi yoğunluk içerisinde sürekli aynı süt kabını her defasında üstünkörü yıkayıp süt ısıtıyordur (özellikle de yoğun bir günse). Soya sütü paketini açar ve daha önce hayvansal süt ısttığı cezveye döker. Artık soya sütünüzün içinde az miktarda hayvan sütü vardır. (Bu yüzden büyük kahve zincirlerinde soya sütü için ayrı cezveler bulunur. Fakat siz bu konuda uyarı yapana kadar orada çalışan kişinin bundan haberi dahi olmayabilir.)

Bunun gibi çok sayıda örnek sayabiliriz. 

Peki Neden Bulaşma Oluyor?

Dövüş Kulübü filminin başını hatırlarsınız belki; oradaki baş karakter bir otomobil firmasında çalışır. Yaptığı iş çeşitli kaza testleri gerçekleştirip, otomobilde oluşabilecek arızaları tespit etmektir. Daha sonra bu arızalardan dolayı birileri ölür ya da yaralanırsa ve firmaya dava açılırsa bu davaların sebep olabileceği maliyet ile bu arızanın tamamen ortadan kaldırılması için yapılacak ar-ge çalışmalarının maliyeti karşılaştırılır. Birincisi daha düşükse, araba -birilerinin bu arıza sonucu ölme ihtimali bilindiği halde- arızalı olarak piyasaya sürülür.

Bu uç bir örnek ama ekonominin nasıl işlediğini göstermesi açısından işlevsel. Çünkü içinde yaşadığımız ekonomik sistem değişim değerinin her şeyin önüne geçtiği bir ekonomik sistem. Bu noktada firmalarda işler şöyle yürür: kazanları ve üretim bantlarını hiç bulaşma olmayacak şekilde temizlemenin ya da çift bant ve kazan kullanmanın maliyeti hesaplanır, ardından alerjen uyarısı eklendiğinde süte alerjisi olduğu için ürünü satın almaktan vazgeçecek müşterilerin kaybettireceği kar hesaplanır. Eğer birincisi ikincisinden yüksekse bulaşma dert edilmez. Pastorize edilmiş, içine koruyucu maddeler eklenmiş ve zaten paketlenip satılan ürünün hijyen problemi olarak görülmesi bu noktada düşük ihtimal. Zaten bunun için yatırım yapıp kazanları ve bantları ayırdıysa ya da makineyi durdurup temizlik yaptırıyorsa bunu alerjisi olan müşteriyi de kazanmak için yapıyordur.

Yani alerjen uyarısının bulunduğu paketlerde bulaşma küçük bir ihtimal değil, çok büyük bir ihtimaldir. Aksi taktirde firmalar bu uyarıyı yazmamayı ya da sorun küçükse bu sorunu çözüp alerjisi olan müşterileri de kazanmayı tercih edecektir. Paketlerin üzerine alerjen uyarısı koymak bir maliyettir: alerjisi olanları ve (şimdilik pek ilgilerini çekmeyecek olsa da) ilkesel veganları kaybetmek anlamına gelir. Hiçbir firma yok yere bu müşterileri kaybetmek istemez. Kaybediyorsa, bunun sebebi bulaşma riskini ortadan kaldırmanın maliyetini, bu müşterilerin getireceği kardan daha büyük olarak hesaplamalarıdır. 

''Ama Hayvanlar Bundan Dolayı Zarar Görmüyor''

Hayvan Özgürleşmesi kitabının yazarı Peter Singer, Paris İstisnası diye bir senaryodan sözeder. Singer'ın hayali 'vegan' karakteri Paris'te bir kafede başka yerlerde daha önce yediği bir yemeği sipariş eder. Ancak yemek Paris'te üzerine kaşar peyniri rendelenerek servis edilmektedir ve bundan haberi yoktur. Yemek önüne geldiğinde üzerindeki kaşar peynirini görür. Bu durumda ne yapmalıdır? 

Singer'a göre bu kişinin yemeği yemesi gerekir. Çünkü eğer yemeği yemezse zaten yemek çöpe atılacaktır. Yemeğin çöpe atılması ile o kişi tarafından yenmesi hayvanlara zarar verme açısından bir fark teşkil etmez. Dahası, üzerinde birazcık kaşar var diye yemeği geri gönderirse veganları aşırı gösterecektir.

Singer'ın bu bakış açısı 'zarar' perspektifi olarak adlandırılabilir. Singer'ın refahçı-faydacı ahlak felsefesine göre temel olan zarardır ve veganlık bir etik yükümlülük ya da ilke olarak ele alındığında anlamını yitirir. Singer, bunu yerine, veganlığı başkalarına olan zararı azaltmanın iyi bir yolu olarak benimsememiz gerektiğini öne sürer. 

Bu bakış açısı pek çok açıdan sorunludur. IVA'nın internet sitesinde bu yaklaşımın ne kadar problemli olduğu çok iyi bir şekilde ele alınır. Verilen örnekte taşlanarak idamın uygulandığı bir ülkede yaşadığınızı varsaymanız istenir ve siz idam cezasını kesinlikle onaylamamaktasınız. Bir kişi taşlanarak idam ediliyor ve size de taş atmanız öneriliyor. Burada taş atsanız da atmasanız da idam gerçekleşecek ve sizin atacağınız taş atılan yüzlerce taşın arasında belki hedefe bile ulaşmayacak. Zarar perspektifine göre taşı atmanızla atmamanız arasında bir fark yoktur, çünkü attığınız taşın etkisi söz konusu değildir. Oysa pek çoğumuz böyle bir durumda taş atmayı reddeder ve diğerlerine de atmamaları gerektiğini anlatmak için elimizden geleni yaparız. Çünkü taş atmamaktaki tek kriterimiz edimimizin yaratacağı zarardan ibaret değildir, aynı zamanda bu davranışı gerçekleştirmenin etik olarak kabul edilemez olduğunu da biliriz. Hayvan meselesinde de durum böyledir.

Her şeyden önce Singer'ın bu fikri 'mutlu sömürü' ismini taktığımız büyük 'organik hayvancılık' ve 'serbest gezen tavuk yumurtası' pazarının kurucu fikridir. Bunun yanı sıra geçen yıl yayınlanan 'Rahatsız Veganlar' isimli metinde 'çöpte bulunan hayvansal gıdaları yiyen freeganlar' ya da 'yalnızca trafikte kaza sonucu öldürülmüş hayvanlarun bedenlerini yemeyi kabul edilebilir bulan road-kill akımı' gibi hareketler hakkında kafalar karışmaktadır.

Oysa önüne kaşarlı yiyecek gelen kişinin yapması gereken şey çok basittir. Garsona tabağında bulunan malzemeyi bir gıda olarak görmediğini, bunu yemesinin mümkün olmadığını, hayvanları mal ve kaynak olarak görmenin her koşulda kabul edilemez olduğunu açıklamalı ve bu durumu veganlık hakkında başkalarını bilgilendirmek için bir fırsata çevirmelidir. Kaşar peynirini yiyip yememe kararınının dayanağı yemezse kaşarın çöpe gidip gitmemesi değildir. Kaşar peyniri bir 'gıda' değil, bir kölelik ürünüdür ve bir vegan bu ürünü asla tüketmez. Bunun 'hayvana zarar verip vermemesi' gibi bir analizden geçirilmesi mümkün değildir. 

İlkesel veganlık ve zarar perspektifi ayrımı hakkında daha ayrıntılı bilgi için şu yazıyı okuyabilirsiniz: Veganlık: Hayvanların Acı Çekmesini Azaltmanın Bir Başka Yolu mu yoksa Adaletin ve Şiddetsizliğin Temel Prensibi mi?

İşte eser miktar için de aynı durum söz konusu.  Eser miktarda hayvansal ürün bulaşmış olan gıdaları tüketmemek gerekir. Bunu basitçe 'ama o ürünü tüketmek hayvanlara zarar vermiyor' üzerinden gerekçelendiremeyiz. Eğer hayvansal gıda tüketmenin etik olarak kabul edilemez olduğunu kabul ediyorsak, bunun çok az miktarlarda ya da kaza eseri orada bulunuyor olması bir farklılık yaratmamalı.

Amaç Boykot mu?
Bu noktada bazen eser miktarda hayvansal ürün içeren gıdalar tüketmemekteki amacın boykot olduğu düşünülebilir. Bunun amacı boykot değildir ya da boykotu gerektirmez. Yani eser miktarda hayvansal ürün içeren gıdaları tüketmememin sebebi diğer ürünlerinde hayvansal ürün olan şirketlerin ürünlerini kullanmamak değildir. Bu her şeyden önce günümüün ekonomik koşulları  göz önünde bulundurulduğunda faydasız ve imkansız bir boykot olurdu. Ortalıkta tutarsız bir dizi boykot arayışı var. Bir soya sütü markasının bağlı olduğu holding başka bir marka olarak inek sütü ürettiği için bu soya sütünü tüketmeyenler, üzerinde yumurta sürülü poğaçayı da satan simitçinin tezgahından simit aldıklarında kendileriyle çelişmekten rahatsızlık duymuyor olabilirler ama ben bu tarz boykot girişimlerini hem tutarsız hem de faydasız buluyorum. Veganlık bir boykot değil, çünkü hayvan kullanımına son vermek hayvanlara karşı sorumluluğumuz.

Bu sebeple "Evet ama bütün gıdalar hayvansal ürünler üreten şirketler tarafından üretiliyor. Manavdan alışveriş yapsam bile manavın kendisi vegan değil, o parayla gidip hayvansal ürün alıyor." gibi bir gerekçe eser miktarda hayvansal ürünler tüketmek için sebep olamaz. Bu ürünleri tüketmenin yanlış olmasının sebebi ekonomik değil etiktir.

"Tam Olarak Kaçınmak Mümkün mü?"
Eser miktarda hayvansal ürün barındırdığını bildiğimiz gıdaları tüketmek için öne sürülen gerekçelerden biri de aslında bu tarz bulaşmalardan asla tam olarak kaçınamayacağımızdır. Aslında bu konuda AVH'nin hazırladığı eser miktar yazısı çok güzel bir cevap veriyor. Alıntılamak isterim:
Bu noktada, kullandığımız her şeyde çok küçük miktarlarda hayvansal ürün bulunduğu veya bulunabileceği ve istemeden de olsa hayvansal ürünler kullanmanın aslında kaçınılmaz olduğu öne sürülebilir. Oysa binlerce yıllık hayvan kullanımının üzerine kurulu bir toplumda yaşıyor olmanın sonuçlarına maruz kalıyor olmak bizi bir etik nihilizme sürüklememelidir. Kaçınmamızın mümkün olmadığı, tercih hakkına sahip olmadığımız ya da haberimizin olmadığı hayvan kullanımlarının olması, içerisinde az miktarda süt olduğunu bildiğimiz bir atıştırmalığı gönül rahatlığıyla tüketebileceğimiz anlamına gelmemektedir. Yemeklerimizde ve kişisel bakım ve temizlik ürünlerimizde hayvansal etten, sütten, yumurtadan, baldan ve diğer hayvansal yan ürünlerden ve hayvanlar üzerinde denenmiş ürünlerden uzak durabileceğimizi ve uzak durmamız gerektiğini biliyoruz. 
Hayvanların kullanıldığını öğrendiğimiz her alan ve bu kullanımdan kaçınabilmemizi sağlayan her alternatif etik açıdan daha iyisini yapmak için bir imkân anlamına gelir. Bu alternatiflerin artmasını sağlamak, alternatifleri araştırmak ve diğer veganlarla paylaşmak ve bu alternatiflerin bilinir olması için platformlar yaratmak da vegan aktivizmin bir parçasıdır.
Konu hakkında başka sorularınız varsa yanıtlamak ve yazıya eklemek isterim. Eğer vegan değilseniz ve bu yazıda tartışılan konuyu kendinize uzak bulduysanız şuradan başlamanızı öneririm: www.NedenVegan.info