20140112

Veganlık ve Kapitalizm



Veganlığın kapitalist sistem tarafından kullanıldığı ya da daha kapitalist sistemi 'yeniden ürettiği' (?), veganlık savunusunun bir tüketim kültürünün parçası olduğu gibi eleştiriler son zamanlarda epey alıcı buluyor. Bu konudaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Kapitalizm değerlere sahip bir sistem değil, ya da daha doğrusu kapitalizm tüm değerleri değişim değerine indirgeyen bir sistem. Tek değeri değişim değeri ya da artı değer olduğu için veganlıktan cinsel yönelim mücadelesine, dinlerden antikapitalist düşüncelere hatta Gezi Parkı'na kadar her türlü düşünceye ve eyleme bakışı buradan nasıl kar edebileceği şeklinde oluyor.

Bu yüzden veganlıkla kapitalizmi ilişkilendiren iki uçtaki iki analizi de hatalı buluyorum. Bunlardan bir tanesi hayvan sömürüsünün kapitalizmin sorunu olduğu iddiası. Oysa hayvan sömürüsü kapitalizmden önce de vardı ve insanların hayvansal ürünlere telepleri aynı kaldığında yani bugünden mücadele ederek veganlığı yaymadığımızda postkapitalist herhangi bir toplum düzeninde (sosyalist, anarşist veya başka bir düzen) de devam etme ihtimali çok yüksek. Bunun yanı sıra kapitalist şirketler hayvan sömürüsünden özel olarak kar etmiyor, başka şeylerden ne kadar kar ediyorsa hayvansal ürünlerden de o kadar kar ediyor. Geniş bir pazar var ve bu pazar gittikçe de genişliyor ve kapitalistler (ve kapitalist olmamakla birlikte vegan da olmayan çoğunluk) için hayvanlar birer hammadeden, maldan ve kaynaktan başka bir şey değil.

Bu bitkisel ürünler için de böyle. Hayvansal ürünler tükettiğinizde ya da bitkisel ürünler tükettiğinizde kapitalizm açısından çok da fark etmiyor. Arz-talep dengesindeki değişmeleri takip ediyor ve ona göre yeni refleksler geliştiriyorlar. Bu yüzden, veganlığın özel olarak kapitalizm açısından kullanıldığını söylemek oldukça hatalı bir ifade olur. Elbette yükselen veganlığa yeni bir pazar gözüyle bakarlar, ama vegan olmayanlara da böyle bakarlar, çünkü bakmayı bildikleri tek gözlük budur.

Ama bence veganlıkta kapitalizmi ve her türlü şiddet ve baskı mekanizmasını tehdit eden başka bir yön var. O da, her bir kişinin vegan olarak değişim değerinin dışındaki etik değerleri hayatına sokuyor olması ve şiddetsizliği ve kendinden güçsüz durumda olanları sömürmemeyi hayatının merkezine yerleştirmesi. Yoksulken sosyalizmi savunmak oldukça kolaydır, eğer bir gün zengin olursanız da sosyalizmi savunmaya devam edeceğinizi bilmem için şu an hayvanları sömürme şansınız varken bunu yapmadığınızı bilmem gerekir. 

Pek çok örgütlenmede bulundum, iklim değişikliğine, ırkçılığa, savaşa ve sınıflı topluma karşı ve hepsinde bir büyük anlatıya, bir büyük sisteme karşı bir mücadele vardı ama en temel ayrım yani özel olanla politik olanın sanki ilişkisi yokmuşça birbirinden ayrılması hepsinin ortak yanıydı. Veganlık, bu ayrımı kaldırarak şiddetsizliği ve hak savunusunu hayatın merkezine yerleştiriyor. Böylece değişim değerinin haricinde bir değerin de önemli olabileceğini göstermiş oluyor. Ortadan kaldırılan bu ayrımın eski Yunandan beri insan köleliğinin ve cinsiyet ayrımclığının da devam etmesini sağlamış olan ayrımdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder