20131115

Buğday ve Organik Tavuklar


Yılda 1 milyar liralık ciroyu hedefleyen Keskinoğlu Tavukçuluk ve ekolojik yaşamı desteklediğini iddia eden Buğday Derneği arasındaki ortak nokta ne olabilir? İkisi de içiniz rahat bir biçimde tavuk yiyebileceğinizi öne sürüyor. Keskinoğlu şirketine göre tavuklar gayet rahat koşullarda yaşıyor, içiniz rahat biçimde bu firmadan alışveriş edebilirsiniz. Sinir bozucu vegan arkadaşlarınızın facebook profillerinde yayınladığı sıkışık kafes görüntüleri orada yoktur vs: 
"- Daracık kafeslerde olanlar yumurtalık tavuklardır. Etlik tavuklar daha serbest dolaştıkları kümeslerde yer alır. Etlik tavuk daracık kafeste yetişse, en kıymetli et çıkan noktasını, göğsünü yem yerken zedeler. En azından bu risk dikkate alınarak etlik tavuklar rahat kafeslerde dolaşarak büyür. Yumurtalık tavuklar verimden kesilince onları “köy tavuğu” diye pazara sürenler var. Yumurtalık tavuk, 16’ncı haftadan itibaren ortalama 27 saatte bir yumurtlar. 65’inci haftadan itibaren yumurtadan kesilince kesime gönderilir. Biz bu tavukları daha çok Afrika ülkelerine ihraç ederiz. (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/25038669.asp)"
Buğday derneği buna itiraz ediyor ve kanat çırpabilecek alanlara sahip yegane tavukların organik sertifikalı tavuklar olduğunu, o sertifikaya sahip tavukları yememiz gerektiğini söylüyorlar.

Tartışmayı basit biçimde tavukları nasıl öldürdüğümüz ve öldürene kadar onlarla nasıl davrandığımıza sıkıştıran bu bakış açısına hayvan refahçılığı ismi veriliyor. Oysa bütün bu tartışmalarda asıl mevzu, yani tavukları yumurta elde etmek için tutsak etmenin ya da öldürüp bedenlerini gıda olarak tüketmenin kendisinin bir sorun olup olmadığı tartışılmıyor. Buğday Derneği'nin haber sayfasında bu konuda itiraz eden bir okuyucuya, Buğday Derneği imzası ile şu cevap veriliyor 
"söz konusu olan tavukçuluk sektörü olduğundan, ve tavuklar geniş de olsa dar da olsa sınırları belli bir alanda yetiştirildiğinden, hayvanların özgürlüğünü savunmak mümkün değil."
Kısacası, ekolojik yaşam, diğer canlılarla uyum gibi iddiaları olan bu dernek, tavuk endüstrisiyle, tavukların gıda amacıyla öldürülüyor olmasıyla bir sorunları olmadığını, ekoloji ve uyumdan anladıklarının daha geniş kafesler ve daha az suni aydınlatma anlamına geldiğini açıklamış oluyor. Peki hayvan refahı kriterleri gerçekten hayvanların menfaatlerini korur mu? 

Bu sorunun cevabı koskocaman bir hayır. Zira, hayvan refahı kriterleri ile korunmak istenen hayvanların menfaatleri değil, şirketlerin ve müşterilerin menfaatleridir. Şirketler, daha standardize olmuş işlemleri uygulayarak daha az kayıp ve daha az iş gücü kullanabileceklerini ve buna rağmen daha yüksek fiyatlara satış yapıp daha rahat ihracat yapabileceklerini keşfettiklerinden beri hayvan refahına yöneliyorlar. 

Müşteriler de, hem daha sağlıklı olduklarına inandıkları hayvansal ürünleri tüketirken bir yandan da vicdanlarını rahat tutabileceklerini keşfettiler ve eğer maddi durumları el veriyorsa bunun için bir miktar daha fazla ödemekte sorun görmüyorlar. Zizek'in dediği gibi, artık iyi hissetmek için bir derneğe bağış yapmanıza gerek yok, iyi hissetmenin bedeli fiyat etiketine dahil.

Bu anlaşmada hayvanların menfaatinin gözetildiğini öne sürmek ise oldukça güçtür. En başta, hayvan refahı kısıtlamaları hayvanların birer mal, birer meta olma statüsünü sorgulamadan kabul eder. Hayvanlar, çeşitli yiyecekler ve giyecekler üretmek üzere, eğlenmek ya da deney yapmak üzere kullanılabilecek birer hammaddeden daha ötesi değildir. İnsan amaçlarına ulaşmak için kullanılabilecek araçlardır, kar getiren otomatlardır. Metaların menfaatleri ya da hakları olamaz, hayvanları birer mal olarak görmeye devam edip menfaatlerini ya da haklarını koruduğunuzu öne sürmekte ciddi bir mantık hatası bulunur.

Hayvan refahı kampanyalarından etkilenen pek çok kişi, hayvanlara karşı ahlaki sorumluluklarımız olduğunu fark etmiştir. Hayvanlara davranış biçimlerimizde bir hata olduğunu düşünür ve bu konuda bir şeyler yapmak ister. İşte hayvan refahını savunan STK'ların işlevi tam da bu noktada devreye girer. İnsanların duydukları bu tepkiyi sektörün devam edebileceği bir düzeye çekmek üzere, hem hayvan yemeye devam edebilecekleri, hayvansal ürünler tüketmeyi sürdürebilecekleri hem de hayvanlar için bir şeyler yapabileceklerini anlatarak yanıltıcı bir propagandayı dolaşıma sokarlar. Kendilerine ister ekolojist, ister anarşist, ister yeşil desinler, refahçı ve yeni refahçı propaganda yapan grupların ortak noktası budur.

Oysa, hayvanlara karşı ahlaki sorumluluklarımız olduğu düşüncesi, hayvanların birer mal olmadıklarını fark ediyor olmamızdan doğar. Hayvanlar hissedebilir canlılardır. Bu sadece acıyı hissetmek anlamına gelmez. Hayvanlar, acıyı ve hazzı hissedebilir, kendilik bilinçleri vardır ve hayatlarını sürdürmek isterler. Hayvanlara karşı ahlaki sorumluluklarımız olduğu düşüncesinin pratik sonucu veganlıktır.

Veganlıktan daha azını savunan hiçbir düşünce hayvanlar açısından herhangi bir olumlu sonuç yaratamaz. Türcü olmayan pratiklerin başlangıç zemini veganlıktır. Hayvan menfaatlerini savunmak için yapabileceğiniz ilk ve en önemli şey vegan olmaktır ve ardından veganlığı yaygınlaştırmak için sahip olduğunuz araçları kullanmaktır. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder