20131021

Hayvan Hakları Eylemlerinde İnsan Bedeninin Kullanılması Üzerine


Hayvan hakları eylemlerinde insan bedenini içeren performanslara sıkça rastlanıyor. Bu tarz performansların hayvan hakları meseleleriyle ilişkilendirilmesi hayvan refahı kuruluşu PETA'nın medyatik eylemleriyle oldu. Çıplaklığın, kanın, yani agresif görsel imgelerin kullanılması kendiliğinden bir medya ilgisini getirdi. 

Fakat bu yöntemleri kullanan sadece PETA gibi medyatik refahçı gruplar değil. Örneğin geçtiğimiz günlerde Barcelona'da anladığım kadarıyla daha radikal söylemlere sahip bir grup tabaklarda insan bedenlerinin sergilendiği (yukarıdaki fotoğraf) bir performans gerçekleştirdi. Yine başka benzer bir eylem uluslararası çapta gerçekleşen 269 etkinliğiydi. Etkinlik, hayvanların çektikleri acıya dikkat çekmek üzere bir grup aktivistin kendi bedenlerini sembol haline gelmiş 269 damgasıyla dağlamasını içeriyordu. (269 eylemleri hakkında bir yazı daha yazacağım.) Eylem tarzlarını çeşitlendirebilirsiniz, kafeslerde duran insanlar, insan kurban etme performansı, insan bedeni parçaları şeklinde hazırlanmış etler, ineklerin insanları yediği görseller vs.

Bu eylemleri gerçekleştirenler, eylemlerin insanların diğer hayvanlarla empati kurması için etkili bir yöntem olduğunu düşünüyorlar. Bu eylemlerin sonucunda örneğin insan bedeninin yiyecek olarak sunulması, hayvansal ürünler tüketenler için şoke edici olacak ve bunun hayvanlara yapılmasının da yanlış olduğunu düşünecekler. Ben bu yazıda bunun böyle olmayacağını ve bu tarz eylemlerin hedef kitlesi olan kişilere ulaşmayacağını öne süreceğim.

Türcülük Duvarı
Hayvanlar üzerinde kurulan tahakkümün düşünsel altyapısı türcülüktür.  Türcülük, insan menfaatlerinin diğer hayvan menfaatlerinin üzerinde ve öncelikli olduğuna dair bir ideolojidir. Bu ideoloji insanın diğer hayvanlarla kurduğu ilişkide belirleyici konumdadır.

Bu açıdan türcülük, diğer ayrımcı ideolojilerden farklı değildir. Örneğin, bir ırkçı beyaz için, beyaz insanların menfaatleri diğer "ırklardan" insanların menfaatlerinden daha önde gelir. Bu da demektir ki eğer beyazlar daha fazla refah içinde yaşayabileceklerse, siyahların köleleştirilmesi ya da haklarının gasp edilmesi kabul edilebilir bir durumdur. Bir ırkçıya "peki ama ya beyazlar da köleleştirilirse" dediğinizde bu durumun yanlış olacağını söyleyecektir. Bir beyazın köle olması yanlıştır, ancak beyazların menfaatleri bunu gerektiriyorsa siyahların köle olması kabul edilebilirdir. Irkçı beyazın bu görüşü, psikolojik bir rahatsızlığa ya da siyahlarla empati kuramıyor oluşuna vs. dayanmaz, rasyonel olduğuna inandığı bir dizi argümana dayanır, beyazların üstün ırk olduğu, daha yüksek bir akla sahip olduğu vs. ve bu argümanlar köleliğin güncel bir mevzu olduğu dönemde "bilimsel" araştırmalarca da desteklenmiştir.

Bu açıdan milliyetçilik de benzer bir paterni takip eder. Milliyetçi, yaşanan olayları ulus süzgeçinden geçirerek tepki verir. Bunun en banal hallerinden bir tanesi ana akım medyadaki uçak kazası haberlerinde görülür. Uluslararası bir uçuşta bir uçak kazası yaşanmışsa, haber bültenlerinde o uçakta Türk olup olmadığı belirtilir. "140 yolcu yaşamını yitirdi, aralarında Türk yoktu" başlığı ile "10 tanesi Türk, 140 yolcu yaşamını yitirdi" başlığına vereceğimiz tepkinin farklı olması beklenir. Bu farklılık tam da ideolojinin ördüğü duvardır, bir Türk'ün ölümü ile bir Türk-olmayanın ölümü Türk milliyetçisi açısından farklı iki ölümdür. 

Bunun örneklerini cinsiyetçilik, heteronormatiflik gibi diğer ayrımcılık biçimlerinde de görebilirsiniz. İşte türcülük de tam bu şekilde işler. Elbette hayvansal ürün tüketen insanlar, insan eti yemenin, insanları öldürmenin, kafeslere kapatmanın, insan annelerin sütünü ellerinden almanın vs. yanlış olduğunu düşünmektedir. Yine önemli bir kısmı çeşitli başka ideolojilerden ötürü belli insanların öldürülmesinin veya kafeslere kapatmanın da kabul edilebilir olduğunu düşünmektedir. 

O halde, tabakta yatan insan imgesi hayvansal ürünler tüketen insanlar için de "yanlış" bulacakları bir görüntüdür. İnsan eti yemeyi doğru bulmazlar. Ancak, bu "o halde diğer hayvanların da etini yemek yanlıştır" gibi bir mantıksal sonucu kendiliğinden doğurmayacaktır. Çünkü, tabakta yatanlar insandır, diğerleri değildir ve insanlara uyguladığımız etik kuralları hayvanlara da uygulamamız için türcülük duvarını aşmamız gerekir.

Türcülükle tartışmayan eylemlerin insan ile insan-olmayan-hayvan arasında herhangi bir ilişki kurması oldukça zordur. Pek çok insan eylemi etkileyici bulacak, belki fotoğraflarını facebookta paylaşacak, sonra da akşam hayvansal et yemeye devam edecektir.

Medya
Medya bu tarz eylemlere ilgi gösterir. PETA'nın yıllar boyunca yaptığı cinsiyetçiliği de içeren eylemler medya tarafından hep ilgiyle karşılandı ve hayvan mücadelesini eğlenceli bir şova, bir şakaya dönüştürdü. Oysa medyanın ilgisini çeken hayvan hakları değil çıplak kadın bedenleri ve kandı, politik mesaj hep bu gösterinin ardında silinip gitti. Cinsiyetçilik, görsel şiddet, sözel şiddet kullanımı hayvan haklarını ve hayvan özgürlüğünü savunmak için işe yarayacak yöntemler değil. Şiddet çözümün değil, sorunun bir parçası.

PETA, bir hayvan refahı kuruluşu ve bu eylemlerin medyada görünür olması onlar için daha fazla bağış yapan üye ve daha fazla reklam fırsatı anlamına geliyor. Türcülüğe karşı mücadele vermedikleri için, cinsiyetçiliği de sorun etmiyorlar. Ne var ki hayvan hakları eylemi yapmaktan bahsettiğimiz her seferinde bu tarz fikirler -soyunmak, etrafa kan rengi boya dökmek, insan bedenini şu ya da bu formda kullanmak- gündeme geliyor.

Bu tarz eylemler, sadece işlevsiz değil aynı zamanda hareketle ulaşmak istediği insanlar arasında mesafe yaratıyor. Hayvan özgürlüğü savunucularının sıradan insanlar olmadıkları, daha doğrusu "sıradan insanların" vegan olamayacakları ana akım düşüncesini besliyor. Argümanlar sunmayan, türcülüğün ve hayvan sömürüsünün neden kabul edilemez bir şey olduğunu anlatmayan, bunun yerine etrafa kan rengi boyalar döken ve çırılçıplak soyunan bir grup çılgın imajı yaratılıyor.

Bunun yerine, hissedebilir canlılara uygulanan şiddetin ve sömürünün kabul edilebilir olmadığı düşüncesini yaygınlaştırmak için yollar bulmamız gerekiyor. İnsan dışındaki hayvanlar üzerindeki tahakkümün düşünsel altyapısı türcülüktür. Hayvan özgürlüğü mücadelesi de türcülük sorunuyla daha yakından ilgilenmeli. Türcü fikir ve pratiklerle mücadele etmek için hem yaratıcı ve şiddetsiz yöntemler bulmamız hem de ideoloji ve türcülük konularında düşüncemizi derinleştirmemiz önemli. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder