20120312

Evcil Hayvanlar ve Edebiyat (1)

“Çoğu zaman her şey önceden bellidir; mucize, evin bugün yarın ölecek ihtiyar kedisidir. Bütün gün bir köşede kımıldamadan uyur. Uyansın isteriz, ama yazık değil mi, uyusun isteriz. İnsanlarla kedilerin ilişkileri karmaşık, diye düşünüyor Cemil.”

Bu sözlerle başlıyor Sinek Isırıklarının Müellifi isimli kitabı Barış Bıçakçı'nın. Oysa ben bu kitaptan bahsedecek değilim. Kaldı ki, ne haddime gençliğe duyulan bir özlemi konu edinen bir kitapla ilgili atıp tutmak. Niçin fantezi edebiyatını sevdiğimi soran edebiyat öğretmenine, çünkü o kitaplarda yaşayamayacağım şeyler anlatılıyor diye cevaplar veren naiflik kalmadı bende, şimdi yaşadım ki anlıyorum diyorum hafif hafif. 

Üzerine (1) diye de uzattığım bir başlık attığım bu yazı Bedirhan Toprak'ın iki kitabı hakkında; "Dün Gördüm Gece Bir Rüya" ve "Köpek ve Şairi". Ya da aslında bu iki kitabın ikincisi hakkında.

Perisi bir türlü anlamayınca çok çapkın olduğu söylenen en iyi dostlarının neden yanında hiç bir kadını görmediklerini, hiçbir sevgilisini tanımadıklarını "sen söyle" diyor Gece, "kedisi olan sensin." O kedi ki, Perisi bırakıp da onunla tatillere çıkmamış, kaçıp gitmelerine eşlik etmemiş.

Öte taraftan bu kitaplar kediler hakkında değil, köpekler hakkında. Hadi, biraz fiyakalı söylersem köpek-oluş, daha sıradan söylersem de köpeklik hakkında. Buralarda Deleuze'den, onun hayvan-oluş felsefelerinden falan bahsetmek mümkün olabilir. Kitabın anlatıcısı ise köpekliğini, Perisinin ona bir hakaretinden alıyor üstüne. Alıyor ve sahipleniyor köpekliğini, şairliğini ise, ona yoldaşlık eden köpeğe devrediyor.

Nedir ki köpeklik? İnsan neden başkasına hakaret olarak kullanır bu hayvanın ismini? Köpeğin sadakati, "sahibine olan koşulsuz bağlılığı, kulluğu, köleliği" nasıl olur da onu hem bir hakaretin nesnesi yapar hem de evcil hayvanların içinde ayrı bir evcil hayvan. Köpek ve Şairi içerisindeki "Köpekten Al Öğüdü" isimli parçacık bile kaç defa buralarda dolaşırken kimin başına gelmemiştir ki birazcık gözleri gören, ya da yüreği.

Dün Gördüm Gece Bir Rüya kitabında işini kaybediveriyor Gece. Ama benim gibi değil, kendisine özgü bir üslup ile gerçekten kaybediyor. Mecaz değil, psikotik bir yolla, tıpkı para kaybeder gibi, kumar kaybeder gibi, bulamıyor sabah uyanıp da nereye gitmesi gerektiğini. Hatırlayamıyor ne iş yaptığını. Yok, amnezi falan değil, başka herşeyler orada hafızasında, bir tek bu yok yerinde. Dolaşıyor o da, avarelik denmez ama, birşey arar gibi dolaşıyor. Başıboş bir köpek o, daha bundan haberi yok. O gün akşamüstü olacak haberi.

Sonra geliyor kahve üstüne kahve, içki üstüne içki, bir lokma yemek yemeden. Nasıl taşıyor o vücut onu tanrı bilir. Yok yok, bilmez, bilse böyle birşeye izin vermez. O da belki işini unutmuş o sabah. Ya da çok sabah önce, kim bilir.

Kediler ölecekleri zaman gözden uzak yerlere giderlermiş. Bedirhan Toprak'ın karakterleri ölemedikleri zaman gidebiliyorlar ancak. Ama kim demiş bu da bir nevi ölüm değildir diye.

Harika kitaplar, ne diyeyim...Bir röportaj vermiş Toprak, sac ayağının üçüncü bir kitabı daha olacağını söylemiş. Korkarım beş yıl geçmiş, ama sabretmek gerek, neden, çünkü kitapların sonundaki tarihler onlarca yıllık yazma süreçlerini işaret ediyor. Anlaşılan kalemler kanata kanata yazıyor. 

1 yorum: