20100722

Bu fotoğraf piknikten dönen bir çocuğun fotoğrafı değildir

Bu fotoğraftaki kız çocuğu pikniğe gitmiş olabilir, orada ip atlamış olabilir, şarkılar söylemiş ya da yapılan şakalara gülmüş de olabilir. Bu fotoğraftaki kız çocuğu o gün çok güzel bir piknik yapmış olabilir. Öğlen olduğunda güneşten bunalıp bir ağacın altına sığınmış da olabilir.

Bunların hiç biri gerçeği değiştirmez. Bu fotoğraf, piknikten dönen bir çocuğun fotoğrafı değildir.

Bu fotoğraftaki çocuk piknikten dönmemiştir.

Fotoğraftaki Canan Saldık, akrabaları ile çıktığı piknikte, arkasını döndüğü kışladan açılan ateş sonucu Ceylan Önkol'un, Uğur Kaymaz'ın, Buse Sarıyağ'ın yanında yerini aldı.

Bu fotoğraf Van'da ve savaşın sürdüğü tüm ülkelerin tüm şehirlerinde olduğu gibi, kendilerinin olmayan bir savaşta ölen çocuklardan birinin daha fotoğrafıdır sadece. Piknikten hiçbir zaman dönmeyeceklerdir bu çocuklar.

20100715

5-10 yıl mı?

Bugünkü HaberTürk gazetesi bu habere epey sevinmiş. Eminim televizyon kanalları da ballandıra ballandıra anlatıyordur. Benimse dikkatimi şu ara başlık çekti, o kadar umutsuzluğa düştüm ki, o kadar üzüldüm ki anlatamam.

Özel ordu kurulacakmış, anladık, hayırlı olsun. Ancak beni bu kadar da üzen şey, bu özel ordunun mensuplarının dağda 5-10 yıl kalacak olması. Bu da demek oluyor ki savaşın en az (o da en az) 5 sene daha sürmesi bekleniyor. 30 senelik savaşta 40 bin insanın öldüğünü göz önüne alırsak, bu da en az kaba hesap 6500 insanı daha gözden çıkardığımız anlamına mı geliyor? Kaba hesap bu da, insan istatistik cetvelinde bir sayıdan ibaret değil ki! Bu 6.500 insanın bir kısmı şimdi lisede mesela, bir kısmı şimdi tatil yapıyor, saçma sapan, ne için olduğunu anlayamadağım, kendisi ile hiç bir ilgisi olmayan bir savaşta ölüp gidecek.

Peki, hepsi tamam da, barış ne zaman gelecek. Yahu, daha bundan birkaç ay önce silahın çözüm olmadığından, orduyla, bombayla bu işin çözülemeyeceğinden falan konuşmuyor muyduk? Hadi ben dedim, kimsenin umurunda olmasını da beklemiyorum, yahu kendiniz dediniz, çıkıp meclis kürsüsüne konuştunuz, en baba milliyetçi gazetelerde köşe yazıları çıktı "silahla çözüm olmaz" diye. Sanatçıları topladınız, siyaset bilimcileri topladınız, fikirler aldınız, vesaire...

Vardığınız sonuç bu mudur? Niyetiniz bu mudur? Profesyonel ordu? En az 5-10 yıl daha savaş! (5 ile 10 yıl arasında 6500 insanın ölmesi ve milyonlarcasının daha travmatize olması, artık tanrı bilir vergi mükelleflerinin parasından ayrılan kaç milyar lira oynuyor ama olsun, yuvarlak hesap, 5-10 yıl!!!)

Barışı göremeyecek miyiz?

20100702

Beşir Atalay: bence sen de şimdi herkes gibisin


Eski (geçen seneki) yazılardan birinin altına gelen ırkçı bir yorum (ve bir miktar turksolu linki) beni o yazıyı okumaya yöneltti. Üzücü ama yaptığım şey resmen felaket tellallığı olmuş. Gerçi şaşırtıcı değil, hükümet Demokratik Açılım sürecini askıya aldığından beri ülkenin dört bir yanında farklı siyasi arka planlardan birçok demokrat, aktivist, akademisyen, gazeteci bu sürecin yeniden çatışmalara doğru gideceğini, yine insanların öldüğü günlerin başlayacağını bas bas bağırıyordu. Ancak hükümet bu seslere kulak vermemekte ısrar etti. 

Barış elçilerinin ülkeye giriş yaptığı ve barışın geleceği, artık bambaşka bir Türkiye'de insan gibi yaşayabileceğimiz, yaşıtlarımızın ya "şehit" olduğu ya da "ölü ele geçirildiği" bir ülkede değil de ürettiği, tükettiği, yaşadığı, sevdiği, seviştiği bir ülkede yaşayabileceğiz, artık herkes kendi dilini konuşabilecek, kendi kültürünü yaşayabilecek diye falan hep beraber kalbimizin çarptığı günler geçti. O kadar heyecanlanmıştık ki, Habur sınır kapısında yüzbinler AŞİTİ diyerek sokağa çıkmıştı. Biz de Avrupa'dan elçilerin gelmesini bekliyorduk. Biz de sokağa çıkacaktık. Kürt, Türk demeden hep beraber artık barışın gelişini kutlayacaktık..

Bu sevincimizi çok gördüler. Sokağa çıkanları bir "terörist" ilan etmedikleri kaldı. Oysa o kadar insan "intikam" diye ya da "savaş" diye değil "BARIŞ" diye sokağa çıkmıştı. Ancak zihinlerin karanlık yerlerindeki hangi sinsi düşünceden kaynaklandıysa bu kadar insanın BARIŞ sözünde birleşmesi rahatsızlık yarattı. Süreç o zamandan beri geriliyor.

KCK operasyonları ile başlayan süreç, DTP'nin kapatılması ve operasyonların artması ile devam etti. Şu liberal demokatlarca sıkça tekrarlanan "PKK silah bıraksın" dileğinin gerçek olmasına en yakın olduğu günlerde (zira örgüt ateşkes ilan ettiğini açıklamıştı) kamplara bombalar yağdırıldı. Kürt halkını tahrik edip şiddete yönlendirmek üzere demokratik ve barışçıl yollardan siyaset yapan herkes susturuldu. Gazeteler kapatıldı, yazarlara davalar açıldı. Halkın oylarıyla seçilen belediye başkanları kelepçelendi. Milletvekillerinin zorla yargılamaya götürülmesi gündeme getirildi. Ülkücü gençlere gaz verilerek okullarda Kürt öğrenci ölümleri yaşandı. Nihayetinde devlet sözler vererek dağdan indirdiği Barış Elçilerini hapse göndermeye başladı. Artık bu devletin sözüne kim inanır?

Dolayısıyla demokratik siyasetin tüm yolları bir kez daha kapatılmış oldu. Bunu yapanlar bunların sonucunda çatışmaların yeniden başlayacağını çok iyi biliyorlardı. Tüm bunları bile bile yaptılar. Nihayet 31 Mayıs günü PKK ateşkese son verdiğini duyurdu. O günden beri her sabah ölen insanların haberlerini alıyoruz. Ülkenin Türk ve Kürt gençleri ölüme gönderiliyor sürekli. Ortalık kandan ve baruttan geçilmiyor yine

Bu esnada barıştan söz eden pek insan da kalmadı. Bir zamanlar silahın ve savaşın çözüm olmadığına ikna olmuş insanlar şimdi bütün meseleyi sanki bir güvenlik zaafıymış gibi konuşuyor. Bu esnada sıkı yönetim ve idam heveslisi çirkin insanlar da kafalarını gizlendikleri yerden çıkardılar. Onlar da cesaret buluyorlar bu gergin ortamdan. Nefretlerini ve zehirlerini yaymak için hiç bir fırsatı kaçırmıyorlar. Resmen ölümlerden besleniyorlar, resmen ölüme tapıyorlar!

Anlaşılan barış yine başka baharlara ertelendi. Birkaç bin gencimiz daha ölecek. Birkaç milyon çocuk daha şiddet ortamında büyüyecek. Birkaç yazar daha gerçekleri yazdığı için düşünce suçlusu sayılacak. Birkaç Kürt öğrenci daha linç edilecek. Vergilerimizden, boğazımızdan kesilen milyarlarca dolar daha silaha, uçağa, askere yatırılacak. Birbirimizi öldürmeye devam edeceğiz.

Hem de ne uğruna, bir haftada gelebilecek bir barış için.

Evet, Kürt halkının varlığını anayasaya sokmamak için hepsine değer. Bu ülkenin son genç erkeği kalana kadar dağları bombalamaya ve sınır karakollarını korumaya devam edelim. Yeter ki Kürt halkının taleplerini kabul etmeyelim.

Beşir Atalay bu ülkeye barışı getiren İçişleri Bakanı olarak tarihe geçebilirdi. Şimdiyse diğerlerinin yanında sıralanabilir. Nazım Hikmet'in bir şiiri geiyor da aklıma "bence sen de şimdi herkes gibisin"



Not: Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu, Savaşın sesi sussun, barışın sesi yükselsin demek üzere tüm barış yanlılarını İstiklal Caddesinde yapılacak insan zincirine davet ediyor. Savaştan ve silahlardan başka birşeyin konuşulmadığı bu karanlık atmosferi yırtmak için Batıdan bir ses çıkarmak tarihi bir misyon. 4 Temmuz Pazar günü saat 17.00'da Tünel Meydanında gökkuşağı rengindeki BARIŞ bayraklarının altında buluşalım