20101121

Daha fazla demokrasi?

Katı olan herşey buharlaşıyor diyor Marx ama bu buharlaşmadan Türkiye’deki sol zihniyetin alışkanlıkları pek nasiplenmiyor anlaşılan. Normal zamanda birbirleriyle ilişkileri ufak yayınlardan birbirlerini yemek olan sol gruplar ortada bir seçim haberi dolaşmaya başlayınca beraber hareket etmek için müthiş bir istek duyuyorlar. İki sene önce de aynısı vardı, o zaman da aynı şekilde sert bir yazı yazmıştım, yine yazacağım.

Geçenlerde Sayın Demirtaş, BDP ile CHP’nin, ÖDP ve EMEP’le beraber bir “daha fazla demokrasi” cephesi oluşturmasından bahsedince, katı olan herşeyin o kadar da buharlaşmadığına gerçekten ikna oldum. Böylesi bir öneriyi gerçekten, samimiyetle yapıyorsa Demirtaş, kendisinin son dönemde (son 10 yıldır diyelim) Türkiye’de, Türkiye solunda neler olup bittiğinden habersiz olduğundan şüphe duyuyorum, ya da gerçekten başka bir amacı var, aklında başka birşeyler var. Bilmiyorum.

Kendisi bir EMEPçi olsa, ÖDP’de kalan son gruplardan olsa yaptığı önerinin arka planını anlamak mümkün. Ne de olsa Türkiye solunun bu kesimleri için CHP hep ayrıcalıklı bir partidir, hep bir farklıdır. Ancak, yahu, BDP diyorum, bu nasıl olur, bu nedir?? CHP'nin başında süper milliyetçi bir adam olan Kılıçdaroğlu var ve adam Kürt kelimesini kullanmamaya özen göstererek konuşuyor. (Belediyeye aday olmadan önceki dönemde Ermeni ve Rum vakıflarıyla ilgili hazırladığı "Yabancılar" raporunu unutturmayalım.) Kürt halkı o adama mı oy verecek?

Türkiye’de bir anayasa referandumu oldu, bu anayasa referandumu toplumu ikiye böldü. Bu esnada ÖDP, EMEP, Halkevleri ve TKP’den oluşan bir blok HAYIRCI cepheyi oluşturdular ve argümanları CHP ile benzeşmekteydi. Öte yandan toplumda değişimden yana, demokrasiden yana, Kürt sorununda çözümden yana olan geniş bir Yetmez Ama Evet cephesi vardı. Referandumdan birkaç gün önce “Hükümet Öcalan ile görüşmelere başladı” haberleri çıktı ve bu haberlere rağmen EVET oyu çıktı. Yani Evet oyu veren geniş kesimler, Öcalan’la olan görüşmeleri, müzakere sürecini de desteklediler.

Bu aynı zamanda, milli birlik ve bütünlük üzerinden bir HAYIR kampanyası yürüten MHP’nin de büyük bir yenilgisi olarak okundu ve MHP’nin oylarının şu anda barajın altında olduğu düşünülüyor.

Yazmaktan ben yoruldum, arkadaşlarımın anlatmaktan dillerinde tüy bitti belki ama yine anlatacağım. Türkiye’de siyaset derin bir şekilde yarıldı. Bu yarılma, 28 Şubat sürecinden itibaren başladı ancak AK Parti’nin iktidara gelmesi ile derinleşti. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olması süreci, Cumhuriyet mitingleri, Ufuk Uras ve Baskın Oran kampanyaları ile taraflar netleşti.

Bu taraflar, 27 Nisan e-muhtırasında tutarlı bir tutum aldılar. Bu e-muhtıraya karşı çıkanlar Darbelere Karşı 70 Milyon Adım kampanyasında güçlerini birleştirerek darbe karşıtlığını ülkenin 1 numaralı gündem maddesi haline getirdiler. İlk defa tüm darbeler kamuoyu vicdanında sorgulandı ve onbinlerce kişilik gösteriler yapıldı. Ergenekon davasında kim olduklarını çok iyi bildiğimiz insanlar yargılandılar ve yargılanmaya devam ediyorlar.

Bu süreçte devletin işlediği suçlar daha çok konuşulur oldu, JİTEM, MİT, Derin Devlet gibi konular toplum tarafından bilinir ve sorgulanır hale geldi.

Bu esnada bahsi geçen ÖDP, TKP, EMEP gibi gruplar Ergenekon davasına karşı çıkmakla, Taraf gazetesinin ve 70 Milyon Adım’ın Fethullah Gülen ile bağlantılarını ortaya çıkarmaya çalışmakla meşgul oluyorlardı.

Aynı tutarlı tavrı Özür Diliyoruz kampanyası sırasında da gösterdiler. Ermeni Soykırımı toplum vicdanına taşınırken onlar olayın zamanlaması ile ilgileniyorlardı. CHP'nin bu noktalarda aldığı tutumlardan bahsetmiyorum bile.

İşte bu tarihi bloklaşma, referandumda EVET ve HAYIR oyları ile kendisini gösterdi. HAYIR bloğu, darbeler meselesinde de, Ermeni Soykırımı meselesinde de değişime karşı, malesef, devletten yana tutum aldılar. Bunu da ulusalcılık gibi bir paradigma üzerinden yaptılar.

Sayın Ömer Laçiner de Birikim’de ifade ediyor, bu gruplarla solun gerçekten bir alakası ilgisi kalmamıştır. Birikim şimdi solu tarif etmekle, solun anlamını sorgulamakla uğraşıyor.

Şimdi bu kısacık ve öfkeli yazıda bir yığın eksik vardır ama yahu gerçekten, samimi olarak, içten bir şekilde CHP, ÖDP ve EMEP isimlerini “daha fazla demokrasi” gibi kelimelerle birlikte anabiliyor musunuz?

Böylesi bir “daha fazla demokrasi” bloku sadece ve sadece “Yaşasın Laik ve Bütün TC Ulus devleti” gibi bir sloganla yürüyebilir gibi geliyor bana ve Yetmez ama EVET kampanyasında bulunan, demokrasi isteyen, Özür Diliyoruz’u imzalamış vs. kimse ama kimse bu demokrasi blokuna oy vermez.

O demokrasi blokundan ancak Yeni Radikal çıkar, o da başka bir yazının konusu...

Son olarak; neyse ki böyle bir blok kurulmayacak. Kılıçdaroğlu Urfa'ya giderken Amed'e de uğradı ve orada Kürtleri AKP ve BDP'ye karşı CHP'ye oy vermeye çağırdı. Şimdi, gerçekten bir demokrasi bloku kurmak istiyorsak, toplumdaki değişim isteğine bakarak yapalım bunu. Solcu solcuya beraber girelim demeden...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder