20100702

Beşir Atalay: bence sen de şimdi herkes gibisin


Eski (geçen seneki) yazılardan birinin altına gelen ırkçı bir yorum (ve bir miktar turksolu linki) beni o yazıyı okumaya yöneltti. Üzücü ama yaptığım şey resmen felaket tellallığı olmuş. Gerçi şaşırtıcı değil, hükümet Demokratik Açılım sürecini askıya aldığından beri ülkenin dört bir yanında farklı siyasi arka planlardan birçok demokrat, aktivist, akademisyen, gazeteci bu sürecin yeniden çatışmalara doğru gideceğini, yine insanların öldüğü günlerin başlayacağını bas bas bağırıyordu. Ancak hükümet bu seslere kulak vermemekte ısrar etti. 

Barış elçilerinin ülkeye giriş yaptığı ve barışın geleceği, artık bambaşka bir Türkiye'de insan gibi yaşayabileceğimiz, yaşıtlarımızın ya "şehit" olduğu ya da "ölü ele geçirildiği" bir ülkede değil de ürettiği, tükettiği, yaşadığı, sevdiği, seviştiği bir ülkede yaşayabileceğiz, artık herkes kendi dilini konuşabilecek, kendi kültürünü yaşayabilecek diye falan hep beraber kalbimizin çarptığı günler geçti. O kadar heyecanlanmıştık ki, Habur sınır kapısında yüzbinler AŞİTİ diyerek sokağa çıkmıştı. Biz de Avrupa'dan elçilerin gelmesini bekliyorduk. Biz de sokağa çıkacaktık. Kürt, Türk demeden hep beraber artık barışın gelişini kutlayacaktık..

Bu sevincimizi çok gördüler. Sokağa çıkanları bir "terörist" ilan etmedikleri kaldı. Oysa o kadar insan "intikam" diye ya da "savaş" diye değil "BARIŞ" diye sokağa çıkmıştı. Ancak zihinlerin karanlık yerlerindeki hangi sinsi düşünceden kaynaklandıysa bu kadar insanın BARIŞ sözünde birleşmesi rahatsızlık yarattı. Süreç o zamandan beri geriliyor.

KCK operasyonları ile başlayan süreç, DTP'nin kapatılması ve operasyonların artması ile devam etti. Şu liberal demokatlarca sıkça tekrarlanan "PKK silah bıraksın" dileğinin gerçek olmasına en yakın olduğu günlerde (zira örgüt ateşkes ilan ettiğini açıklamıştı) kamplara bombalar yağdırıldı. Kürt halkını tahrik edip şiddete yönlendirmek üzere demokratik ve barışçıl yollardan siyaset yapan herkes susturuldu. Gazeteler kapatıldı, yazarlara davalar açıldı. Halkın oylarıyla seçilen belediye başkanları kelepçelendi. Milletvekillerinin zorla yargılamaya götürülmesi gündeme getirildi. Ülkücü gençlere gaz verilerek okullarda Kürt öğrenci ölümleri yaşandı. Nihayetinde devlet sözler vererek dağdan indirdiği Barış Elçilerini hapse göndermeye başladı. Artık bu devletin sözüne kim inanır?

Dolayısıyla demokratik siyasetin tüm yolları bir kez daha kapatılmış oldu. Bunu yapanlar bunların sonucunda çatışmaların yeniden başlayacağını çok iyi biliyorlardı. Tüm bunları bile bile yaptılar. Nihayet 31 Mayıs günü PKK ateşkese son verdiğini duyurdu. O günden beri her sabah ölen insanların haberlerini alıyoruz. Ülkenin Türk ve Kürt gençleri ölüme gönderiliyor sürekli. Ortalık kandan ve baruttan geçilmiyor yine

Bu esnada barıştan söz eden pek insan da kalmadı. Bir zamanlar silahın ve savaşın çözüm olmadığına ikna olmuş insanlar şimdi bütün meseleyi sanki bir güvenlik zaafıymış gibi konuşuyor. Bu esnada sıkı yönetim ve idam heveslisi çirkin insanlar da kafalarını gizlendikleri yerden çıkardılar. Onlar da cesaret buluyorlar bu gergin ortamdan. Nefretlerini ve zehirlerini yaymak için hiç bir fırsatı kaçırmıyorlar. Resmen ölümlerden besleniyorlar, resmen ölüme tapıyorlar!

Anlaşılan barış yine başka baharlara ertelendi. Birkaç bin gencimiz daha ölecek. Birkaç milyon çocuk daha şiddet ortamında büyüyecek. Birkaç yazar daha gerçekleri yazdığı için düşünce suçlusu sayılacak. Birkaç Kürt öğrenci daha linç edilecek. Vergilerimizden, boğazımızdan kesilen milyarlarca dolar daha silaha, uçağa, askere yatırılacak. Birbirimizi öldürmeye devam edeceğiz.

Hem de ne uğruna, bir haftada gelebilecek bir barış için.

Evet, Kürt halkının varlığını anayasaya sokmamak için hepsine değer. Bu ülkenin son genç erkeği kalana kadar dağları bombalamaya ve sınır karakollarını korumaya devam edelim. Yeter ki Kürt halkının taleplerini kabul etmeyelim.

Beşir Atalay bu ülkeye barışı getiren İçişleri Bakanı olarak tarihe geçebilirdi. Şimdiyse diğerlerinin yanında sıralanabilir. Nazım Hikmet'in bir şiiri geiyor da aklıma "bence sen de şimdi herkes gibisin"



Not: Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu, Savaşın sesi sussun, barışın sesi yükselsin demek üzere tüm barış yanlılarını İstiklal Caddesinde yapılacak insan zincirine davet ediyor. Savaştan ve silahlardan başka birşeyin konuşulmadığı bu karanlık atmosferi yırtmak için Batıdan bir ses çıkarmak tarihi bir misyon. 4 Temmuz Pazar günü saat 17.00'da Tünel Meydanında gökkuşağı rengindeki BARIŞ bayraklarının altında buluşalım

10 yorum:

  1. "Dolayısıyla demokratik siyasetin tüm yolları bir kez daha kapatılmış oldu." demişsiniz.
    acaba bu yolları kim kapattı ? emine ayna olmasın sakın ya da fatma kurtulan ya da bizzat başbakan ve ekibi?
    düşünün derim. çok düşünümşsünüz biraz daha düşünün pkk'nın bdp'nin ve akp'ni ne/kim olduğunu. niyetlerinin gerçekten özürgülük ve insan hakları olup olmadığını?
    ırkçılıkla suçlamadan önce rica ederim azıcık düşünün!

    YanıtlaSil
  2. demokrasi birilerinin meclise gidip sizin hoşunuza giden şeyleri söylemesi değildir. zaman zaman oraya sizin hoşunuza gitmeyebilecek birileri de gidebilir. Evet, pek çok milliyetçi Türk, Sayın Emine Ayna ya da Sayın Fatma Kurtulan gibi milletvekillerimizin sözlerinden ve fikirlerinden rahatsız oldular. Ancak onların konuşmaları ve fikirleri demokrasinin önünü tıkamıyordu, aksine demokrasinin bizzat kendisi idi onların fikirlerinin ifade ediliyor olması.

    ak partinin ve bdp'nin ne olduğunu, kim olduğunu biliyorum. AKP halkın neredeyse yarısının oyu ile meclise seçilmiş bir partidir, bdp ise fıratın doğusundaki neredeyse tüm oyları alan, kürt halkının meşru ve yasal temsilcisidir. o kadar, başka bir söze gerek yoktur.

    demokrasinin önünü tıkayanlar ak partiye ve bdpye kapatma davası açanlar, halkın oylarıyla seçilen belediye başkanlarını kelepçeleyenler, yasakçılar, milliyetçiler, darbecilerdir ve bu güçlerin karşısında geri adım atan AKP'dir ne yazık ki...

    YanıtlaSil
  3. siz söyler misiniz o niyetleri ne imiş?

    YanıtlaSil
  4. söylüyorum: demokrat diye isimlerini saydığınız başlarına sayın ifadeleri koyduğunuz insanlar kul'dur birilerine. ateşli bir türk milliteyçisi falan değilim. sadece gözünü açıp bakmaya çalışan biriyim. siz biliyorsunuz ama ben yine de göstereyim sayın dediğiniz fatma kurtulan kimmiş? zahmet buyurup şu linke tıklarsanız görebilirsiniz.
    http://www.bandirmahaber.net/2009/11/25/turkiyede-aranan-pkkli-kac-kisi-biliyormusunuz/comment-page-1/

    akp dediğiniz partinin de derdi demokrasi değil iktidardır. her ne olursa olsun iktidar. başbakant tam bir makyavelist gibi raheket etmektedir. ama görebilene. halkın oyları diyorsunuz da. şimdi lanetlediğiniz ve benim de hiç beğenmedğim 82 anayasası kim kabul etmiştir acep? yüzde kaç oyla ?
    hukukçuların bile bir seferde okuyup anlayamadığı anayasa değişikliği maddelerini yılda bir tane bile kitap okumayan, gazetelerin ancak manşetlerini okumaya sabredebilen ve haber bültenlerinde ekranın alt kısmındaki koca şeritte gördüğü yazıya bakarak oy kullanan halk nasıl anlayacaktır ?
    ve size sayın demeye çekiniyorum berque. düşünün diyorum ?
    düşünün allah aşkına ? derdiniz özgürlükse düşünme zahmetine katlanın. benim derdim de bu milletin refah içinde yaşaması. sizin de öyle sanırım...

    YanıtlaSil
  5. kullandığınız elitist dille halkı cahillikle, anayasa maddelerinin farkında olmamakla vs. suçluyorsunuz. kullandığınız dil, düşünen ve doğruyu bulan, bulduğu doğrudan da kesinlikle emin olan birisinin dili. milliyetçi olup olmamanız önemli değil, sağcı, solcu, liberal vs. herhangi bir siyasi görüşü savunuyor olabilirsiniz ama diliniz çok itici, "düşünün"
    demek anlamlı değil, aksine, egemen söylemin sözlerini tekrar ediyorsunuz.

    bence sözlerinizin tam tersi geçerli, halk maddelerin de, bu değişikliğin de ne anlama geldiğini çok iyi anlıyor, üstelik değişiklikler hiç de öyle hukukçuların dahi anlayamayacağı değişiklikler değil. ortamı bulandıran ve sanki bunlar anlaşılması çok zor değişikliklermiş gibi göstermeye çalışanlar, hayırcı cephede bulunanlar. buyrun, değişiklikler şurada listeleniyor:
    http://www.marksist.org/dosyalar/1466-anayasa-degisiklik-paketinin-son-hali

    82 anayasasının kabul ettirildiği baskı ortamı ile 2010 senesindeki ortamı karşılaştırmak dahi anlamlı değil. türkiye halkı kendisine seçim hakkı verildiğinde darbecileri daima alaşağı etmiştir. 27 nisan muhtırasından sonra da böyle olmuştu, bu referandumda da böyle olacak. türkiyede halk tvye bakıp oy vermez, seçim zamanlarında tüm kahvelerde, tüm dost ziyaretlerinde, tüm arkadaş ortamlarında siyaset konuşulur. halk beğendiğini zirveye taşır, beğenmezse (dsp'de olduğu gibi) yerin dibine sokar. sadece CHP'nin oyları sabittir, hiç değişmez.

    her partinin derdi iktidardır. partiler iktidar için mücadele ederler, biz de bu partilere oy vererek aralarından bir tanesini iktidara taşırız. buna da demokrasi denir. burada yanlış olan nedir ki?

    fatma kurtulan'ın kim olduğunu biliyorum, ona oy veren halk da biliyor. ben onunla bazen benzer şeyleri düşünürüm, bazen farklı şeyleri, önemli olan bu değil. önemli olan yığınların onu bu kimliği ile seçmiş olması, dolayısıyla böyle bir düşünce vardır ve mecliste temsil edilmelidir. ha, edilmediği zaman 30 senedir yaşadığımız şeyler oluyor, binlerce insan ölüyor. daha mı iyi? bence herşey o durumdan iyidir, herşey diyorum.

    benim derdim de milletin refah ve barış içerisinde yaşaması. ama bu halkı cahillikle suçlayarak, seçtiği isimleri yasaklayarak olmuyor. bunu yapan koskocaman bir türkiye solu tarihi var, bütün tarihi bundan ibarettir solun neredeyse.

    artık başka türlü yollar denesek? sözlerimi, düşünmediğim ya da söylediklerinizi daha önce duymadığım gibi değerlendirmek değil de başka türlü birşeyler söylemeye çalıştığım şekilde değerlendirirseniz belki daha çok anlaşabiliriz?

    ben doğruyu bulan ve emin olan birinin dilini konuşmuyorum, yaptığım sadece şu anda anadoluda binlerce kahvehanede, arkadaş ortamında vs. yapılan şeyin internetteki hali işte. yani bir yol arıyorum, ama devletin, egemen fikirlerin vs. işaret ettiğinin dışında bir yol.

    YanıtlaSil
  6. düşünme zahmetine katlanmadığımızı (bizi, bütün bir halkı) nereden çıkartıyorsunuz. tek düşünen ve doğruyu bulanın dilini konuştuğunuzun farkında mısınız?

    1982'deki diktatörlük ve baskı ortamında yapılan bir oylamayla 2010 yılında yapılan oylamayı karşılaştırdığınızın farkında mısınız? o yıllarda ne evet ne hayır kampanyaları yapmak mümkündü. arada dağlar kadar fark var.

    kurtulan'ın kim olduğunu biliyorum, dahası ona oy veren halk da biliyor. ben onun fikirlerini savunurum savunmam, ama ona oy veren kitleler var, demekki böyle bir düşünce var. bu düşünce niçin mecliste olmasın, meclis bunun için değil midir? demokrasi böyle birşey değil midir? 30 senedir bu fikirler dağda ifade ediliyordu, daha mı iyi oluyor öyle? neden insanlar ölsün ki?

    her parti iktidarı amaçlar. aralarından birini biz seçer ve iktidar partisi yaparız. buna parlementer demokrasi (burjuva demokrasisi) denir. bugün akpyi seçmiş halk, başka gün başkasını seçer. dsp'yi seçmişti, beğenmedi, yerle bir etti. bu da gösterir ki halk öyle tvdeki altyazıya göre karar vermez. izleyeceği tvyi de kendisi seçer.

    derdim herkesin barış ve refah içerisinde yaşaması. ama bu yasakla, savaşla olmuyor, çok denendi, olmuyor, başka türlüsünü neden denemeyelim?

    YanıtlaSil
  7. ayrıca anayasa değişikliği hiç de karışık değil. ortamı bulandıranlar hayırcı cephede olanlar, MHPsi, ÖDP'si, CHP'si, sürekli ortamı bulandırıyorlar. değişiklik gayet net ve halk da olan biteni çok iyi kavradı. hala okumayanlar için işte şudur paket:
    http://www.marksist.org/dosyalar/1466-anayasa-degisiklik-paketinin-son-hali

    halk tvdeki altyazıya göre değil, kahvehanelerde, arkadaş ortamlarında, sokaklarda, işyerlerinde saatlerce siyaset tartışarak karar veriyor.

    daha önce her demokratik oylamada darbecileri, kendsine siyaset dayatanları defetti bu toplum. 27 mayısın ardından AP'yi seçti mesela, 27 nisanın ardından da AKP'yi.

    şimdi de yetmez ama EVET diyecek elbette

    YanıtlaSil
  8. " sadece gözünü açıp bakmaya çalışan biriyim" diyorum ve siz beni doğru bulduğundan emin olmakla suçluyorsunuz. kimseyi aşağıladığım yok. bu halkı aşağılamak da benim haddim değil. her halk hak ettiği gibi yönetilir.
    silahını bu milletin çocuklarına doğrultup ateş etmiş birinin(seçilmiş dahi olsa) seçilmiş dahi olsa gözümde iğrenç bir mahluktur. benim gözümün hiç öenmli olmadığının farkındayım endişelenmeyin. baskı deyince susturma deyince de iktidarın 12 eylülcülerden geri kalır yanı yok bilesiniz.
    evet halk izleyeceği tv'yi kendi seçer tv ve gazetede yayınlanacakları da haklı olan değil güçlü olan seçer! aydın doğan medyası ya da karşıtı gibi görünen yandaş diye tabir edilen basın yayın organları.
    elitist bir dil kullandığım kanaatine de varmışsınız. bunun için sizi ayrıca tebrik etmeliyim. ben sokakta yolda hergün tartışıp konuluyorum. referandum maddelerini okuyan toplam 5 kişiye rastladım diyemiyorum.
    oku-mu-yor-uz. gidin istediğiniz istatistiğe bakın istediğiniz makaleyi okuyun. birbirimize düşme sebebimiz de tam olarak bu. OKUmayışımız.

    adam işe başlarken diyor ki 12 eylülcüleri yargılayacağız. hukukcular diyor ki dava geri yürütülemez. zaman aşımı var. ee bundan gayrı soru basit : iktidar yalancı mıdır şimdi ?

    diyorsunuz ki : "her partinin derdi iktidardır. partiler iktidar için mücadele ederler, biz de bu partilere oy vererek aralarından bir tanesini iktidara taşırız. buna da demokrasi denir. burada yanlış olan nedir ki?"
    burda doğru olan bir şey yoktur ki yanlış tespiti yapayım/ yapabileyim. birincisi : bir kere her partinin derdi iktidar olmamalıdır. halkın sıkıntılarını dile getirmek olmalıdır.
    ikincisi onları iktidara bizim taşıdığımız yönündeki iddianıza inancım sıfır'dır.
    buna demokrasi denir demişsiniz ki. bu cümle benim için facia seviyesindedir. halkın sesi böyle duyurulmaz.milletvekillerinin oy kullanma şeklini meclis tv'den izleyin isterseniz bi. hakkı sühe el kaldırır chp'li vekiller de kaldırır. bekir bozdağ el kaldırır akp'li vekiller el kaldırır. oktay vural elini kaldırır mhp'liler oy kullanmak üzere el kaldırır. ve dahi hiçbiri bahsettiğim işi yapma zahmetine katlanmaz: düşünmez.
    ayrıca demokrat olarak nitelendirdiğiniz bdp'liler boykot çağrısı yapıyorlar. sizin ve onların bir çelişkisi midir bu?
    milliyetçilik yapanlar kötülenip dururken eski ülkücü diye tabir edilen insanlar ne oldu da birden bire değerli oldular. zaman gazetesinin baş sayfalarında referanduma evet çığlıkları atıyorlar. kimdir bunlar.
    hsyk'nın anayasa mahkemesinin şu anki halinden memnun değilim, katılıyorum söylediğiniz gibi büyük ihtimalle evet çıkacak ve bahsettiğim kurumların yeni halinden de memnun olmyacak/olamayacağım.

    YanıtlaSil
  9. http://www.kurdistan-post.org/modules.php?name=News&file=article&sid=36895

    buyrun demokrat liberal aydın kardesler...

    YanıtlaSil
  10. bu yeni birşey değil ki. demokratik toplum partisinin tüzüğünde yer alan, yıllardır anlatılan savunulan bir şey ve demokratik bir Türkiye için bir öneri.

    "demokratik özerklik" diye biraz arama yaparsanız ayrıntısına ulaşabilirsiniz.

    YanıtlaSil