20100210

is-tanbul, iş-bul vs.

İşsiz güçsüzlüğün, lümpenliğin vermiş olduğu sonsuz sınırsız zaman, gündüzleri rahatlatıcı duşlar ve spor ile geçirme imkanını veriyor diye sevinmek gerekir mi? Sanmıyorum, spor oksijensizlik ile, duşun verdiği temizlik ve ferahlık ise geceye doğru artış gösteren dayanılmaz is ile heba olup gidiyor. Geceleri şehrin bu yakasına öyle bir is iniyor ki, sokağa çıkmayı düşünmeye lüzum yok, pencereyi açsanız dahi evin içini isin karanlık güçleri ele geçiriyor, kurtulması mümkün değil. 

Tabii, bunu okuyup da, ah efendim, iyi de oluyor, doğalgaz ile ısınan semtinizde yoksul mahallelelerden gelen kokuları alıyorsunuz diyen çok ultra-süper devrimci kardeşlerimiz olabilir, aksine doğalgazla ısınamıyorum. Apartmanım emekli subaylar başta olmak üzere çeşitli mesleklerin emeklilerinin yaşam tempolarına uygun düzenlendiğinden, kaloriferler yandığında güneş de tepeye çıkmaya yaklaşmış oluyor.

Yoksul semtlerden gelen is kokusu geceleri artış gösteriyor çünkü insanlar büyük ihtimalle işlerinden ve güçlerinden dönmüş oluyorlar. Bu durum göz önüne alınırsa, emekli subayların yaşam temposundan daha fazla uygun sayılmaz. Lümpen ve işsiz güçsüzlere göre özel bir ısınma tekniği geliştirmek gerekse dahi, aklı başında bir işsiz güçsüzün sabahın erken saatlerinde kalkıp spor ve duş yapması beklenmeyeceğinden bu da işime çok yaramayacaktır. 

O halde belki de işsiz güçsüzlükten vazgeçmek gerek gibi bir fikir de akıllara gelebilir. Her ne kadar teoride çok faydalı görünse de pratiğe döküldüğünde iş görüşmesi isimli sosyal etkileşimin içerisinde bulunmak gerekiyor ve bu da iş arama siteleri ve insan kaynakları eklerine sıkça malzeme olabilen "Başarılı bir iş görüşmesi nasıl olur?" temalı sorunsala sebep oluyor. 

İş görüşmelerinde karşınıza müdür, insan kaynakları sorumlusu vs. vs. sıfatları ile bir kişi çıkıyor. Vakt-i zamanında kendisine "Sayın İnsan Kaynakları Yetkilisi" diye başlayan bir önyazı ile CV göndermiş olduğunuzdan ve bu yazıda kendinizin ne kadar müthiş harika bir eleman olup işi ne kadar çok istediğinizden bahsettiğinizden, o da görevi ve hayattaki en büyük amacı olarak sizin ne kadar sıradan ve önemsiz birisi olduğunuza ve zaten bulup bulabileceğiniz tek işin bu olduğuna dair bir takım söylevler veriyor. 

Bu da en büyük ve en önemli soruyu ortaya çıkartıyor: İnsan kaynakları sorumluları nasıl işe alınıyor. Yani, iki deneyimli ve "başarılı" insan kaynakları yetkilisinin (biri iş veren biri de iş talep eden konumunda iken) yapacakları mülakatın belgeselini çekseler, reality show'unu yapsalar, "Reality showlar berbattır, saçmadır" anlayışımdan vazgeçer ve oturur izlerim.

Yine de, işsiz güçsüz oturmak yerine emeğin artı değere dönüşmesi sürecinde ufak da olsa bir rol almaya çalışmaktayım bir süredir (tabii işçi olaraktan, yoksa fabrikalarım, tarlalarım yok). 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder