20091214

Aşure - Bir Barış Yazısı

Geçen bahar siz de hissetmiyor muydunuz öyle? Sanki gemiden bir güvercin uçmuş da, ucunu bucağını bir daha göremeyeceğimize iyiden iyiye inanmaya başladığımız okyanusta ağzında zeytin dalıyla geri dönmüş gibi. Hani bir daha toprağa ayak basamayacağımızı sanıyorken o zeytin dalıyla umutlanmıştık hep beraber. Ararat'ın eteklerine vuracaktı gemimiz ve rengarenk ışıklar inecekti gökyüzünden, yağmurun kesilmesi ve ufukta görünen karanın ardından doğan güneş ile birlikte.

Oysa şimdi tüm meteoroloji uzmanları yağmurların devam edeceğinde hemfikirler. Elbette eğer bir fırtına varsa, saklanacak sakin bir yer yoktur demektir. Gemimiz de Nuh'un gemisi değil de, meğerse denizin içinde oradan oraya savrulan Odysseus'un gemisi imiş. Durum böyle olunca halklara düşen de sürekli kefen örmek oluyormuş, üstelik söküp söküp yeniden örüyorlarmış o kefenleri her seferinde.

Bir yandan da tüm mürettebat merak ediyor, eğer Poseidon tapınakları boşalmışsa bir kaç bin yıldır ve Tanrıların ölümünü ilan etmişse uygarlık, neden bu kadere bu kalın zincirlerle bağlandık biz, neden yok kurtuluşumuz bizim, hem kim bu Tanrıcılık oyununu bu kadar seven ve kim onun sahte peygamberleri, o sahte peygamberlerin müritleri? Neden bunca zordur herkesin yanlış olduğunu ulu orta ilan ettiği 1980 Kutsal Kitabını ateşe vermek ve yazmak yep yenisini? Neden yanmaz, yakılmaz bir türlü o kitab-ı küfür, onun hükümlerine dayanarak yakılmışken bu topraklarda onca kitap ve onca insanın hayatları?

Siz de korkmuyor musunuz bir kez daha savrulmaktan fırtınanın bilinmedik bir yerine ve bilememekten ne zaman bulacağımızı barışı? Siz de korkmuyor musunuz bir gün aşure dahi yapamayacak kadar kaybolacağımız günün gelmesinden?

Poseidon değil elbet ancak birileri yönetiyor bu fırtınayı. Aynı senaryoyu yeniden yeniden yazıyor ve oynuyor, bizse mecburi oyuncularıyız onun, kaderimizi yerine getirir gibi senaryonun tüm gereklerini yerine getiriyoruz. Tam karayı görecek gibi oluyoruz, kasırga bitti diyoruz, bir güvercin konuyor güverteye, çıkıveriyor karşımıza o karanlık güç ve fırlatıveriyor bizi yeniden o kasırganın içerisine.

Oysa kaderler kırılır, kırılır çünkü ne o sahte tanrı ne de onun peygamberleri ve müritleri başaramayacaklar. 22 Temmuz Deus Ex Machina, senaryoyu bir kez bozdu, bundan sonra sihirbazlıklarla ve çirkin göz boyamalarla kandıramazlar kitleleri. Defalarca bozuldu planları, Ayışığı, Sarıkız, Eldiven, AKP ve Fethullah Gülen'i Bitirme Planı, Aktütün, Dağlıca ve Kafes nasıl da ifşa oldu gazetelerde. Eminim bugünlerde yaşadıklarımız da bir takım kutsal senaryolarda yazıyordur, İzmir, İstanbul, Diyarbakır ve Tokat diye...

Elbette, hala var birileri, hani gözleri vardır görmezler, görme yetileri günahkarlıklarından dolayı alınmıştır ellerinden, onlar inanadururlar rap rap rap rap yürüyen heybetli üniformalı adamlara ya da ellerinde çekiçleriyle 1980 Kutsal Kitabının engizisyoncularına. Daha kötüsü onlar medet umarlar fırtınadan, sisten, pustan. Kaderleriyle oynadıkları insanların kürsüsündeyken bile sahte tanrılarının adını anacak kadar da yüzsüzleşebilirler.

Önemi yok. Bu gemi pek çok kasırga gördü ve bu kez gök kuşağının dibindeki altın dolu keseciğe ulaşmaya fazlasıyla kararlı. Sahte tanrının bağladığı kader zincirleri de, sahte peygamberlerin vaaz ettiği kutsal kitaplar ve kurallar da gelip geçici.

Önemi yok, aşure yapabildiği sürece ilerler bu gemi, iman etmez, secde etmez sahte tanrılara, en çok da Posedion kılığında dolaşanlara, oynamaz onların kader diye sunduğu ikinci sınıf senaryolardaki rolünü.

Barış istiyor çünkü artık.

Çünkü meteoroloji ne derse desin, bahar eninde sonunda gelir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder