20091126

Ruhat Mengi, pardon ama, sana ne?

Buraya epeydir bir şey yazmıyordum, kafamı attıran olaylar olmadığından değil de herhangi bir şey yazmaya yetecek motivasyonu ve istekliliği bulamadığım için. Neyse ki az önce bir mail grubuna atılan linke tıkladım ve Ruhat Mengi'nin bir yazısının sonuna "yazmadan edemediği" iki üç paragrafı okudum. Şimdi ben de yazmadan edemeyeceğim, kendisine teşekkür borçluyum beni bu kadar kızdırmayı başarabildiği için.

Ne kendisini ne gazetesini takip ederim. Kendisinin ortalama bir kemalist görüşe sahip olduğuna kanaatim vardır. Beni kızdıran ise 26 Kasım'daki köşesinin son kısmı. Büyük ihtimalle bilmediğiniz üzere Türk Psikologlar Derneği (evet, bence de keşke Türk değil Türkiye Psikologlar Derneği olsaydı) Psikologlar Meslek Yasası için bir yürüyüş düzenledi. Zira Psikolog olmanın yasal olarak bir karşılığı hala bulunmuyor.

Ruhat Mengi de bu yürüyüşün haberlerini okumuş ancak haberin gazetelerde veriliş tarzından rahatsız olmuş. Bu nasıl psikolog? diye başlık attığı yazısını şu ifadeler ile sürdürmüş: "İstanbul birkaç gün önce psikologların eylemine sahne oldu” haberi birçok gazetede “aşırı dekolte, gece kulübü kıyafeti gibi bir kıyafet ve ağzı düdüklü” garip bir kadın fotoğrafı ile verildi. Normal olarak akademisyen veya doktorlar (daha doğrusu hangi meslek olursa olsun, çalışanları) bir sokak gösterisine asla böyle bir kıyafetle katılmazlar. Sanki özel olarak getirilip “alın size çağdaş, çalışan kadın görüntüsü” diye kalabalık grubun en önüne konmuş gibi... Herkesin ama özellikle çalışan kadınların bugüne kadar rastlanmamış bu görüntüyü çok garipsediğine hiç şüphem yok."

Bu kısacık paragraf üzerine şöylece bir söylem analizi uygulansa o kadar çok sonuç, o kadar çok anlam çıkar ki ve o anlamlar kemalizmin kadına, kadın özgürleşmesine bakışı açısına dair öyle çok şey anlatır ki...

Ruhat Hanım, önce "Bu nasıl psikolog?" ara başlığı ile bahsettiği fotoğraftaki kadını meslekten men ediyor. Ardından onu giyiminden ötürü garip diye adlandırıyor. Sonra normalin tanımını yapıyor. Sonra da çalışan kadınları ikame ettiğine olan tüm inancıyla hiç şüphe duymadan fotoğraftaki çağdaş çalışan kadın imajını kınıyor.

Yıllardır solun kimi kesimlerinin antikapitalist harekete yönelttiği eleştirinin bir benzeri, aynı kaynaktan beslendiği o kadar belli ki. O kaynak bizleri, hepimizi tek bir biçime sokmaya çalışan şu zihniyetin yansımaları. Böyle eyleme mi gelinir, böyle rengarenk eylem mi olur diye sordular yıllarca Küresel BAK'a. Zira eylemlere gitmenin, sokakta hak talep etmenin ön koşulu doğru giyinmekti. O doğru giyiniş tarzı da Modern Türkiye Devletinin arzu ettiği insan tipi olmaktan geçiyordu.

Bu zihniyetin başörtülü kızların okullarda kendi giyimleriyle eğitim almalarına da karşı çıktığına da emin olabilirsiniz. Aynı zihniyetin DTP kortejlerinde geleneksel kıyafetlerle yürüyen Kürt kadınlarına da burun kıvırdığına emin olabilirsiniz. Aynı zihniyetin rengarenk ve her kesimden insanın katıldığı Darbeye Karşı 70 Milyon Adım yürüyüşünü de Dindar-Manken İttifakı diyerek küçümsediklerine emin olabilirsiniz.

Onların istedikleri, tek tipleşmiş, seküler ve saf bir toplum; kimsenin sorun çıkarmadığı, herkesin aynı olduğu ve olması gerektiği gibi olduğu bir toplum, kemalist bir distopya. Ordu-devlet, ordu-millet anlayışının modern bir tezahürü!

Sokağa çıkıp hak talep etmek için kırmızı pantolonlarınızın üzerine beyaz t-shirtler veya beyaz pantolonlarınızın üzerine bayrak motifli t-shirtler giymelisiniz. Ah, bunu yapan İzmirli genç kızları en son gördüğümde DTP kortejini taşlıyorlardı. Cumhuriyet mitingi mensupları tek tip toplum istedikçe, toplum rengarenk olma iradesini kullanıyor ya, nasıl deliriyorlar, nasıl!

Ruhat Mengi yazısını "Yazmadan geçemedim doğrusu!" diyerek bitirmiş. Biliyoruz, geçemezdi de zaten. Geçemezdi.

Varsın geçemesin. Onların bu kafaları da artık Türkiye'de geçmiyor. Bu zihniyetin ölümü hızlanırken rengarenk bir toplum bir dalgınlık esnasında kuruluyor.

Bırakın bizi. Biz sokaklardayız, tüm farklılıklarımızla, tüm renklerimizle, tüm dillerimiz, tüm şarkılarımız ve tüm giyim tarzlarımızla, beraber, hep birlikte mücadele ediyoruz. Kimi zaman savaşa, kimi zaman küresel iklim değişikliğine, kimi zaman komplolarla siyaset yapmaya çalışan darbecilere karşı ama her zaman hak için, adalet için sokaklara çıkıyoruz. Bazen Hepimiz Ermeniyiz diyoruz, bazen Eşcinseller Vardır diyoruz, bazen Kürt Halkına Özgürlük diyor bazense hepimiz Başörtülü oluyoruz. Bazense mesleğimiz saygı görsün diye, her işçi sınıfı mensubu gibi, eylem yapıyoruz.

Üniformalarımız yok, olduğumuz gibiyiz. Şov yapmıyoruz, söz söylüyoruz. Söylediğimiz söze baksaydın keşke Ruhat Mengi.

Pardon ama, ne giydiğimizden, sana ne?

PS: Ruhat Mengi'nin saldırılarına hedef olan meslektaşıma buradan desteğimi iletmek isterim.

3 yorum:

  1. itiraz etmesem de, "eline sağlık!" dedikten sonra komünal işkembe'de kısmen yer ve buraya link versem?

    YanıtlaSil
  2. Iyi günler. Desteğiniz için çok teşekkür ederim. Yabancı uyruklu olduğum için türkçem kendimi ifade etmek için yetmiyor ve o yüzden de kendimi savunamadım. Ama bundan eminim ki, çok kişi beni savunmuştur. Ruhat Mengi ye kısaca söylemek istediğim şu ki; ilk olarak gerçekten de size ne? Üzerinden neredeyse 1 hafta geçti, yazmak yeni mi aklına geldi yoksa yazacak birşey bulamayıp da saldıracak bir yazı mı buldun? Sen bir psikoloğun veya psikolog adayın kıyafetini eleştirmeden önce bir yazar olarak kendi yazdıklarına sorgulasan iyi edersin. yazar olmak sana insanları saldırabilme hakkı vermez... Sen kendini sorgula, kendin dört dörtlük olduğun zaman belki gelip beni yargılayabilirsin. tamam?
    Ayrıca eylem İstanbul değil Ankara da oldu.

    YanıtlaSil
  3. Adsız'a: Merhaba, yazının ve desteğimin size ulaşması beni çok memnun etti. Uğradığınız büyük bir haksızlık ve hakaret. Belli ki Ruhat Mengi ne eylemin yerine, ne zamanına, ne de içeriğine bakmış ve sadece saldırmış.

    Sokaktaki adam'a: teşekkür ederim, tabii ki, elbette:)

    YanıtlaSil