20090819

Kafka TSK

Machbeth'ten sonra Kafka'nın Dava'sının da çizgi romanı çıkmış, çizgi romanlara bayılan biri olarak bu işten hoşlandığımı itiraf etmeliyim. Ancak Kafka bu şekilde karşıma çıkınca biraz ürktüm, işin aslı bir ayı geçti bir Kafka karakteri olarak yaşayıp gidiyorum. Devlet daireleri, büro telefonlarının kendilerine özgü o zilleri, yine bürolara ait o özel koku (artık sigara içmek yasak ama yüzyılların sindirdiği çay ve tütün aroması) ve elbette işlemlerin bir süre sonra asla bitemeyeceğine ikna olup geri kalan hayatının bu şekilde geçeceğine dair oluşan tuhaf bilinç durumu...

Ama en zoru askerlik şubesi... Öyle ki bu sabah nihayet ihtiyacım olan iki nüsha belge öğle tatiline girmelerine birkaç dakika kala elime geçince bahçede paralize olmuş, ne yapacağımı bilemez halde kaldım! Öyle alışmıştım ki bir belgemin eksik olmasına, aslında bilmem hangi imzayı almam gerektiğine, bilmem falanca belgemin aslı gibidir damgası almasının gerekliliğine veya bilmem hangi hesaba bilmem ne kadar para yatırmam gerektiği halde yatırmamış olmama veya bir belgemin kırıştığından dolayı kabul edilmemesine... İş bitti, alın belgeniz denildiğinde "hayır, yapmayın, ne olursunuz, bana bir iş daha verin, bir imza daha alayım, iyi kontrol edin ya, muhakkak bir belgem eksiktir, bakın bir sayın kaç fotoğraf var, ikametgah getireyim mi, bakın muhtar da yakın, lazım olur belki" diye yalvaracaktım neredeyse. Hatta 15 dakika falan da bahçede bekledim, sandım ki Nelahat hanım koşarak inecek ve "410, 410, bir yanlışlık olmuş, sizin belgenizi iptal etmek zorunda kalacağız, ya da hemen falanca belgenizin aslının noter tasdikli kopyasını getirin" diyecek ya da birden aslında bu şubeye değil de falanca şubeye gitmem gerekiyormuş da bütün işler iptal olacak.

Ama bitmişti ve bu artık almam gereken en son belgeydi, şubenin kapısından çıktığımda hayatta bütün amacı sona ermiş biri gibi hissettim bir an için. Sanki ömrüm boyunca bir hastalığa çare bulmak için çalışmıştım ve bulamadan emekli oluyordum ya da tüm ömrümü devrim için çabalayarak geçirmiş yaşlılık günlerimde bürokratik karşı devrimi izliyordum. Sırada hala insanlar bekliyordu ve o gün hiçbirisinin işinin hallolmayacağından emindim. Öğle saatiydi, güneş tepedeydi, sabah kahvaltı bile etmemiştim, bu belgeyi okula götürmem gerekiyordu.

Bu ruh hali boşuna değil. Nihayetinde basit bir belge için saat 7 buçukta askerlik şubesine gittiğinde orada sırada bekleyen kişilerin "valla geldin ama geç kaldın artık sıra gelmez" diyerek yarı gülen yarı yardım eden tonları ve gerçekten de sıra gelmediğinden ertesi gün saat (sabaha karşı) 5'te oraya gitmek, sonra saat 5te oraya gitmiş olduğun halde görevlilerin itiraz edebilecekleri her şeye itiraz etmeleri sonucu işlerin ertesi güne uzaması, bu esnada defalarca farklı devlet dairelerine gidip çeşitli belgeleri tamamlamak, tabii sıcak, açlık, susuzluk, parasızlık... insanı bu hale getiriyor.

Sonra bir sabah bir uyanıyorsunuz hamam böceği olmuşsunuz, bir uyanıyorsunuz "yükümlü" olmuşsunuz. Neyse ki Dava'aki adamın neden suçlu olduğunu biliyordum en baştan beri -okuyucu olduğumdan doğruca jüri koltuğuna oturuyorum- ama aynı suçu işliyor olmak, hatta bu suçu işlemekten kaçamamak, hatta kaçmak ne kelime bu suçu işlemek için can atmak da yine ayrı bir karamsarlık durumu yaratıyor. (Ayrıca bir yazı önerisi, Oğuz Atay Noter:p)

Gerçi, bendekiler laf, tüm bunları dünyanın en doğal hali olarak kabul etmiş askerlik şubesi çalışanları içinse garip bir durum yok. Bu iş böyle olacak, olmalı; eğleniyor, sohbet ediyor, dalga geçiyor, dışarıda bekleyen yüzlerce kişiyi hiç umursamıyorlar. Niye umursasınlar ki, di mi; umursamalarını beklemek saçma!

Tüm bu zamanda hoşuma giden, şubede askerlik için bekleyenlerin kendi aralarında "ya güneydoğu'ya düşersek ne olacak" diye sorup sonra her defasında "ama abi, eskisi gibi değil artık, bitiyor o işler, düzeliyor" diyerek rahatlamalarıydı. Barış ihtimali tüm topluma olumlu hisler veriyor, umarım birileri bu işe çomak sokmaktan vazgeçer, kendilerini bitirmek istiyorlarsa benim derdim değil, memnun olurum ama bu ülkenin Türk ve Kürt gençlerinden çeksinler o kanlı ellerini artık Baykallar, Bahçeliler... (böylece yazıya politik bir hava da katılır)

İşte böyle...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder