20090624

Bakmak, görmek...

Neden bilmiyorum, defalarca bilim dışı olduğum söylendi. İşin aslı bu ne demek bilmiyorum, ancak söylediğim şeyleri eleştiren bir çok insan bunu söylediğine göre ya ben öyleyim ya da onların bilimleri saçma sapan bir yalan. Aradaki ayrımı bilmiyorum... Söylendiğine göre olaylara tarafsız, bakamıyormuşum, objektif olamıyormuşum. Bu nasıl bir eleştiri bilmiyorum.Hiç bir zaman böyle bir iddiam olmadı ki, böyle bir sözüm olmadı ki!

Çocukken, hatta bebekken -ailemin iddiasına göre- devlet hastanesinde hemşirelerin vurduğu bayat bir aşı sonucu ateşli bir hastalık geçirmişim. Ateş nöbetini canlı atlatabilmişim ama gözlerimin biri o gece büyük hasar görmüş. Sol gözüm yüksek numaralı lenslerime rağmen çok az görme kapasitesine sahip. Neyse ki diğer gözüm sapasağlam, hatta sıradan bir insanın gözünden daha iyi görüyormuş. Sanırım bu sebeple derinlik algısıyla ilgili problemlerim varmış. Derinlik problemi bir kenarda dursun daha fenası, 2 yaşımdan beri dünyaya taraflı bakıyorum. Taraflı bakmak bakabildiğim tek şekil, tek bakış açısı.

İki farklı bakışım yok. Bir şeyler anlatırken, eleştirirken, söylerken bir tarafsız, bilimsel, objektif görüşümü bir de öznel görüşümü açıklayamam, çünkü böyle bir şeyim yok. Tek bakışım öznel bakışım. Daha ötesine de ihtiyaç duymuyorum.

Objektif bakmak deyince ise aklıma hep fotoğraf makineleri geliyor. Fotoğraf makinesi her şeye bakar, öylece bakar ve kaydeder. Ne hakkında bir yorum yapar ne de olaya müdahale eder. Öylece durur ve kaydeder. Fotoğraf makinesi için bir soykırım yaşanıyor olması, birilerine işkence yapılıyor olması ile mutlu bir çiftin güzel bir akşam geçirdikten sonra hatıra fotoğrafı çektiriyor olmaları arasında bir fark yoktur. 

Fotoğrafçılık da böyle bir şey olabiliyor bazen sanırım. Aklıma Kevin Carter geliyor. Bilinen bir hikayedir. Hemen yazının üzerinde bulunan fotoğrafı çekmiştir kendisi. Fotoğraf Güney Afrika'da 1994 yılında çekilmiştir. Küçük siyah kız birkaç metre ötede bulunan BM kampına ulaşmaya çalışmaktadır. Kızın öleceğinden emin olan akbaba ise sabırla beklemektedir. Carter fotoğrafı çektikten sonra akbabanın kaçmasını sağlamış ancak kızın kampa gitmesine yardımcı olmamıştır. Çektiği fotoğraf 1994 Pulitzer fotoğraf ödülünü kazanır. Ancak Carter vicdan azabına dayanamaz, intihar eder. 

İki tane fotoğraf koydum bu ay. Birkaç tane daha koyacağım zaman içerisinde. Arka arkaya bakıldıklarında bir seri oluşturacaklar. Çocuk fotoğrafları bunlar. Bağlamından kopartıp baksanız ufak tefek çocuklar olduklarını görürsünüz, okula giden 12-13 yaşlarında çocuklar. Koyduğum iki fotoğraf da Kürt çocuklarının fotoğrafları. Birisi ömür boyu hapis yatacak çocukların, diğerleriyse 13 kurşunla öldürülen bir çocuğun fotoğrafı. Bağlamın içerisinden bakıldığında tarafgirliklerimiz sözlerimizi değiştiriyor. 

Bağlam bir çocuğun öldürülüşünü meşru müdafaya çeviriyor, bir çocuğun hapsedilişini terörle mücadeleye çeviriyor. Görüntü tek başına sunulduğunda hiçbir anlam taşımayabiliyor. Görüntüyü anlamlı kılan içinde bulunduğu bağlam. Bağlam, baktığınızı görmenizi sağlıyor. Tarafgirliğinizse bu bağlamı nasıl anlamlandırdığınızı. 

Aşağıdaki iki fotoğraf bunların örneği işte. Uğur Kaymaz'ın öyküsünden bağımsız o fotoğraf hoş bir çocukluk anısı ya da sıradan bir öğretmenin not defterinden çalınmış sıradan bir fotoğraf. Fotoğraf Uğur Kaymaz'ın ölümünün öyküsüyle birlikte sunulduğunda ise Kürt sorununa bakış açınız, vicdanınız ve insanlığınız devreye giriyor. Burada tarafsızlık ölüyor. Tarafsızlık, aslında cani olandan yana taraf tutmak anlamına gelmeye başlıyor. Bağlam sizi taraf tutmaya zorluyor.

Bilginin meşrulaşması için hiçbir nesnel zemin yoksa ve empirik olan işte en az o fotoğraflar kadar yetersizse, o zemini moral ya da siyasi statünün üzerine kurmanın ne sakıncası var? Benim yaptığım, yapmaya çalıştığım böyle birşey sanırım. 

Bilimsel olamıyorsam, tanrım, çok üzülüyorum...

1 yorum:

  1. Bilimin kendisi mutlak tanimlamalar getiremedigine hemfikirken, bence pek bir gereksiz oluyor bilimsellik objektiflik beklemek bir kimseden. Ustelik sen otoriter bir kanalda degilsin blog zaten objektif bilginin uretilme sozunun verildigi yer degil. Ne guzel iste.

    YanıtlaSil