20090415

Ergenekon'da son dalga ve 28 Şubat gazeteciliği

Dün Aydın Doğan medyası başta olmak üzere ülkenin çok satan gazeteleri, bugüne kadar Ergenekon davasına destek vermiş Radikal gibi demokrat kimliğine yakın duran gazeteler dahi davanın yön değiştirdiğine, raydan çıktığına dair yazılar yazdılar. Ertuğrul Özkök ve Ayşe Arman gibi Cumhuriyet Mitingi destekçisi isimlerse saldırganlıklarını arttırmış ve provakasyon denilebilecek yazılarla, özellikle Türkan Saylan'ı kendilerine malzeme ederek öfkeli satırlar doldurmuşlardı.

Bu yalnızca ulusalcı cephenin seçim sonuçlarında MHP ve CHP'nin oylarını yükseltmesinden güç almış ve daha cesurca konuşacak duruma gelmiş olduklarını göstermiyor. Bu ayrıca Ergenekon davasının burjuvaziyi hiç olmadığı kadar rahatsız etmeye başladığının da göstergesi. Tüm bunların yanı sıra, 28 Şubat darbesinin olmazsa olmazı "darbenin sivil ayağı" medyanın hiç bir yere gitmediğinin de bir göstergesi. Pekala, o halde Ergenekon'un bu son dalgası ne anlama geliyor?

28 Şubat darbesinin başarılı olması ve ardından gelen 4 darbe girişiminin başarısız olması bize bir gerçeği gösterdi. Günümüzde siyasetin niteliği değiştiği gibi darbenin niteliği de kökten değişmiş durumda. Artık günümüzde 27 Mayıs benzeri darbeler gerçekleştirilemiyor, bir grup askerin emir komuta zincirinin dışında yanlarına bir kaç birlik alıp bir grubun TRT binasını bir grubun da TBMM'yi basması ile darbe gerçekleşmiyor. 12 Eylül'deki deneyimin benzerini yaratmak ise mümkün, Cumhuriyet gazetesinin bombalanması ve Alevi-Bektaşi fedarasyonlarının başkanını öldürme planları zaten böyle bir kaos ortamının yaratılmasını istediklerini gösteriyor.

Ancak bunlar dahi yetersiz. 27 Nisan muhtırası gösterdi ki, artık ordunun muhtırası tek başına yeterli değil. Aksine, eğer böylesi bir muhtıraya geniş bir toplumsal destek sağlanmazsa bu muhtıra ters tepiyor. Muhtıra verildikten sonra, AK Parti'ye belki de oy vermeyi hiç düşünmemiş yüz binlerce demokrat ve özellikle Kürtler seçim günü sandıkta AKP'yi seçtiler ve AK Parti tahmin edilemeyecek kadar yüksek, %47 oy aldı. Kapatma davasının sürdüğü süreçte AK Parti'yi eleştirmek ve politikalarına karşı mücadele vermek zor hale gelmişti çünkü seçilmiş bir hükümetin hükmetme hakkı tehlike altındaydı ve bu süreç emek hareketi başta olmak üzere tüm demokratik mücadeleye zarar veriyordu.

28 Şubat Muhtırası ise geniş bir kamuoyu oluşturma süreci sonunda verilmiş ve darbe girişimi başarılı olmuştu. Dönemin başbakanı Erbakan bir daha girmemek üzere siyaset dışına çıktı ve İslami hareket bir daha aynı güce asla ulaşamadı. Bu süreçte aslında Susurluk çetesine karşı başlatılan "Çetelere karşı bir dakika karanlık eylemleri"nin içeriğinin manüple edilmesi ve "Refahyola karşı bir dakika karanlık" şeklini alması, ortaya çıkıveren Aczimendi tarikatı ve Fadime Şahin olayı gibi gündemler ve Erbakan'ın ve Refah Partisinin provakatif tutumu ("Glu glu dansı yapıyorlar" ve özellikle ışık kapama eylemlerine "Mumsöndü" benzetmesi yapılması Refahçılarca)  darbeye sivil toplumda bir zemin hazırlama görevi görüyordu.

Bu sürecin benzerini Ergenekon'un darbe girişimlerinde yaşıyor muyduk? Mersin'deki bayrak yakma eylemi ve 2005 sürecince ülkede yükselen faşizm (örneğin Bursa'da yemekhane zammını protesto eden öğrencilere saldırılar vs.) tesadüf değil. Aynı şekilde Cumhuriyet mitingleri ve süreç içerisinde sürekli yapılan "laiklik elden gidiyor" propogandası da çok mazilerde kalmış olaylar sayılmaz. Cumhuriyet gazetesinin bombalanması olayı örneğin çok açık bir örnek.

Pekala bunun sivil toplum kanadı da var. Türkan Saylan'ın değerli bir bilim insanı ve bir eğitim gönüllüsü olduğunu biliyor ve kendisinin eğer suçlanıyorsa dahi yargılama sonucu bu kanlı çeteyle hiçbir bağının olmadığının anlaşılmasını diliyorum, ne denir ki başka. Ancak derneği ÇYDD'nin öğrencilere burs karşılığında haftalık toplantılar yaptığı ve bu toplantılarda özellikle AKP karşıtı ve darbe yanlısı propaganda yaptığı, Cumhuriyet mitinglerine katılmayan öğrencilerin burslarının kesildiği bilgisi üniversitede okuyan arkadaşlarımdan duyduğum şeyler. ÇYDD'nin masum olduğunu iddia edemem, aksine kimseyi töhmet altında bırakmadan günümüzde sivil toplum kuruluşları olmadan darbe yapılamayacağını söyleyebilirim. ÇYDD'nin bu noktaya kemalist cumhuriyetçi fikirleri sebebiyle bilinçsizce ergenekon tarafından kullanılmış olabileceği ya da bilinçli olarak bu darbe girişiminin içerisinde olabileceği ihtimalleri ise mahkeme tarafından ortaya konulacaktır üçüncü iddianame ile birlikte.

Ancak bu noktada davaya verdikleri desteği kesmeyi düşünenler büyük bir hata yapıyor ve tam da b sivil toplum-medya ikilisinin zokasını yutuyorlar. Elbette dünkü medya, darbe günlüklerinde "Bu medyayla darbe yapılmaz" dedikleri medya değildi, aksine 28 Şubat günü gazetelerde ne vardıysa o vardı adeta. CHP-MHP'nin son zamanlarda klasikleşen blok davranışları medyayla bütünleşmiş, "Darbeye karşı artık bu son dalga olsun" diye bağırıyorlardı hep bir ağızdan. Daha da kötüsü AK Parti'nin oy oranlarındaki düşmeyle birlikte Ergenekon'un hala zinde olan kesimi kendisine güç bulmuştu ve 27 Nisan'da asla başaramadıkları, yanlarına alamadıkları kamusal desteği aldılar. Buna mizah dergileri dahi alet oldu

Ve nihayetinde Genelkurmay başkanı uzun bir demeç verdi. Bunu da hiç bir kesim tehlikeli ya da garip karşılamadı, neredeyse beklenen ve içleri rahatlatan bir şey oldu bu demeç. Örneğin Hürriyet'ten Fatih Çekirge'nin yazısının taşıdığı altmetin, asker övgüsü, askerin siyasetin önünü açtığı vurgusu vs. açıkça yeni bir darbenin tezgahlandığını işaret ediyor. Bu işaretler Ekim-Kasım aylarında AK Parti'ye kapatma davasınnı açılacağı söylentileriyle birleşince ortaya ürpertici bir tablo çıkıyor.

Bu artık Ergenekon davasında bir sona ulaşmaya başladığımızın göstergesi mi? Bunu zaman gösterecek. Ancak dava kamuoyu desteğini yitirirse tıpkı Susurluk döneminde olduğu gibi çetelerin ve katillerin yargılanması yarım kalacak. 

Ergenekon davasının arkasında durmaya devam etmeliyiz. Darbelerin olmadığı, demokrasinin olduğu bir ülkede yaşamak için mücadeleye devam...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder