20090104

Hayır, Yerel Seçimlerde Siz YOKSUNUZ!

Geçtiğimiz günlerde, Türkiyeli pek çok sosyalist parti, grup, hareket ve dergi çevresi “Yerel Seçimlerde Biz de Varız!” başlıklı ortak bir metin yayınladılar. Metinde, bir takım talepler ve vaatler çevresinde birleşerek yerel seçimlerle ilgili politikaları halka duyurmaları beklenirlen, onlar sıradan sözlerle –tıpkı başlıkta olduğu gibi- varolduklarından başka bir şey söylemiyorlardı. Öyle ki, sanki yerel seçimler yaklaşırken herkes onların varolduklarını unutmuştu da, hatırlatma ihtiyacı duymuşlardı. Sağ olsunlar…

Ancak kendilerine bir de bizden bir hatırlatma; Türkiye’de politika, çok çok uzun zamandan beri yaşamadığı bir ayrışmayı, cepheleşmeyi yaşıyor. Öyle ki, bugün 30 sene öncesinin sol-sağ kavramlarını yeniden tanımlamaya duyulan geniş bir ihtiyaç atılan her siyasi adımda bir kez daha kendisini gösteriyor. Ancak kendi ufak cemaatinde sıkışmaya kararlı ve “solcunun, bizim çocuklardan başka dostu yoktur” fikriyatından kurtulmak gibi bir derdi olmayan, daha doğrusu yerel seçimlerde kazanmayı değil de; varlığını, küçük de olsa, hastalıklı da olsa varlığını korumaya, “ben de varım” demeye odaklanan “solcular”, sokağa bakmak yerine bir kez daha dönüp diğer “solculara” bakıyor.

Daha henüz “Özür Diliyoruz” kampanyasına bu partilerin, grupların her biri ayrı ayrı tepkiler verdiler. Bazısı tamamen arkasında dururken kampanyanın, kimisi bunun liberallerce yapılmış dış ülkeler destekli bir kampanya olduğunu, kimisi zamansız ve cepheleşme yaratan bir kampanya olduğunu söyleyerek mırın kırın etmekteydi. Öteki bir parti ise, tam da Vecdi Gönül’ün 1915’in Türkiye’nin ulus-devletleşme sürecinde önemli olduğunu itiraf ettiği günlerde Bağımsızlık Yürüyüşü isimli, güncel siyasette nereye oturduğu belirsiz bir eylemin planlayıcılığını yapmakla uğraşmaktaydı.

İşte Ergenekon davası ortada. Darbelere ve darbecilere karşı net tutum alanlar da, Ergenekon Operasyonunun yurtseverliğe karşı yapılmış bir operasyon olduğunu söyleyenler de bu birliğin içindeler, Türkiye tarihindeki bir dönüm noktası olan bu operasyonu “düzen içi bir çatışmadır” diye görüp “yiyin birbirinizi” diye manşet atanlar da. Açıkçası, garip bir durum, çünkü sosyalistlerin her türlü işgale karşı çıkması beklenirken aynı partiler, gruplar Türkiye’nin Kuzey Irak’a operasyonuna karşı çıkanlara, hep omuz omuza yürüdüğümüz Kürt hareketinin ABD ile olan bağlarından söz edip duruyorlardı.

Biz okullarımızda eşit, özgür, anadilde eğitimden yana 6 Kasım eylemleri yaparken, bir tarafta aynı gün “Okullarımıza AKP’yi sokmayacağız” diye eylem yapanlar da bu birliğin içindeler. Üniversiteler, bilim ve akademi üzerinde Cumhuriyet kadrolarının 80 senelik baskısından ve 1980de başlayan YÖK kurumundan fazlasıyla memnun olduklarını tahmin ettiğimiz ve bizim YÖK protestolarımıza katılmayı reddeden bu kişilerle neyi paylaşabiliriz ki?

Sokakta siyaset yepyeni bir cepheleşme içerisinde; Ergenekon operasyonları, Kürt sorunu, 1915 Felaketiyle ilgili aldığımız tavır, savaşa karşı duruşumuz hep ayrılıyor ve bu konular üzerinde cepheleşiyoruz. Bu ayrışmanın örneklerini çoğaltabiliriz. Ancak bu sol partiler, sokaktaki meseleler üzerine net tutum alamıyorlar. Almalarına da imkan yok. Çünkü kendilerinin sokaktan umutları yok. Bunu her adımlarında görüyoruz, işte bizim çocukları bir araya toplayan Çatı Partisi girişimi, işte “Biz de Varız!” bildirisi…

Tüm bu politikasızlık, tüm bu eksensiz birleşmeler, anlamsız ittifaklar ve solu “Bizi unutmayın, bakın biz hala partilerimizi, dergilerimizi kapatıp gitmedik, biz de varız” diyecek kadar aciz duruma düşüren durum yeni bir siyasi oluşumun gerekliliği bir yana, aciliyetini açıkça ortaya koymuyor mu?

Solun yapması gereken bir araya gelip hep bir ağızdan “beni unutma” diye bağırmak değil, kendisinin unutulmamasını sağlayacak şekilde halkın gündemini ilgilendiren her bir konuda teker teker açık ve net tavırlar almaktır. Aksi takdirde tıpkı bir zamanlar kendilerinin dediği gibi, halk da onlara “Yiyin Birbirinizi!” diyecek ve başka arayışlara girecektir, o saatten sonra “Hatırla Sevgili” şarkıları dahi kurtaramaz onları.

Bunun için elbette konferans salonları ve sigara dumanlı toplantı masalarının arasından çıkıp da sokağa dönmeli, sokaktaki yepyeni havayı arkanıza almadan, hayır, o yepyeni havanın arkasına takılarak bir anti-kapitalist parti için çalışmaya başlamalısınız. Artık buna üçüncü yol mu dersiniz, beşinci yol mu orası önemli değil.

O güne kadar; “Üzgünüz bayanlar, beyler; ancak yerel seçimlerde siz YOKSUNUZ!”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder