20081128

Ah ah, şu 2000ler, nerde şimdiiii!?

Ayla Dikmen dinleyip Masumiyet Müzesi'nin son sayfalarını okumakta olduğumuz şu günlerde (hadi, uydurmayın, siz de yapıyorsunuz bunu) anlaşılan fena halde mutluluğu nostaljide arar olduk topluca. Ekonomik kriz ve AK Parti'nin sözünden dönmesinden olsa gerek pek kimselerin geleceğe dair umudu olmadığından mı yoksa Kitap, film (Issız Adam) ve müzikler gerçekten de o kadar güzel olduğundan mı bilemeyeceğim, ama geçen babam bile 70lerde Türkiye'de hiçbirşeyin olmadığını falan anlatıyordu ama anlattıkları olumlu olarak değerlendirdiği şeylerdi sanırım, ciddi anlamda bir özlem içeren ifadelerdi. (ki kendisinin ne Kitap'ı okumuş ne de Film'i izlemiş olduğunu sanmıyorum)

Şimdi, ben bilmem 70lerdeki halini ülkenin. Ben doğduğumda ülkenin başında Özal vardı, yürüyecek yaşa geldiğimde dedemle McDonald's'a giderdik ve çocukken McDonald's'çılık oynardık (o nasıl bir oyun demeyin, işte bir oyun). Geçmişe dair hatırladığım ve özlediğim güzel bir şey varsa o da sobanın üzerinde kaynayan çayın kokusu ve akşamüstü Şirinler'i izlemek falan.

Beni üzen şu; tamam o zamanlar olmayan bir sürü şey varmış ama mesela olan da bir sürü şey varmış. Bu ne demek şimdi? Bu şu demek, mesela biz şimdi genç insancıklarız, bundan 30 sene sonra bugünlerle ilgili bir film çekseler nostaljik öğe olarak ne kullanacaklar?

Bugünü bugünden anlatan filmler, romanlar genelde yabancılaşma temalı ve bu tema gereğinden fazla işlendi, sömürüldü, kanı emildi. Dolayısıyla insanlar dönüp bugünlerin eserlerine bakınca yabancılaşma görecekler ki, doğrudur, 21. yüzyılın ilk insanlarının böyle bir derdi var. Ancak hikayesi bugünde geçen bir Kemal için nasıl askeri darbe en fazla Füsun'u birkaç saat az görmesi demekse, bugün de yabancılaşma en fazla o kadar önemli bir tema olacaktır gelecekten bugünü anlatacaklar için.

Peki ya müzikler, Serdar Ortaç mı çalacak mesela? 2007 yazında geçen bir hikaye de Çakkıdı çalmazsa olmaz derim ben, hatta 2040 gençliği yıllar sonra Kenan Doğulu'yu keşfeder. Pek bir tatsız nostalji olacaktır bu zavallı hoşnutsuzlar için! Ya da bu yaz için aralara serpiştirilmiş Ergenekon manşetli Taraf gazeteleri pek hoş olur. Şahsen Ergenekon davasından umutlandığımız günleri yad etmek isterim, nasılsa sonu hayal kırıklığı olacak.

Yine de, şaka bir yana, bence geleceğin kuşakları bugünlerde yaşayanlara dönüp bakınca, öyle bizim Ayla Dikmen'de bulduğumuz hazzı değil, yarattığımız tüketim kültürünün rahatsız ediciliğini duyacaklar ve öfkelenecekler bize. Öfkelenecekler çünkü biz gelmiş geçmiş en korkunç, en canavar tüketicileriz ve onlar geldiklerinde biz öylesine tüketmiş olacağız ki, onlara hiçbir şey kalmamış olacak.

Mesela çeşmeleri açtığımızda akan tertemiz berrak su, yazın girebildiğimiz denizler, hala tamamıyla özelleşmemiş okullar, hala kalan 3-5 sol örgütçük, 4 mevsim, benzin istasyonları vs vs. bile nostalji öğesi olacak.

Biz bugün müzelere kaldırdığımız masumiyeti özlüyoruz sanırım, tükettiğimiz, yokettiğimiz masumiyeti. İster Kemal'inki gibi saplantılı aşk öykülerinde olsun, ister o arka planda duvarlara siyasi yazılar yazan ve "birbirini vuran" gençlerde olsun, ister o Fransızca şarkılardan çakma şarkılarda olsun öylesine bir masumiyet gizli ki, belki de gerçekten müzelere kaldırmak lazım onları.

Gelecekten bugüne bakınca ise herşeye; aşklara, şarkılara ve duvarlara siyasi yazı yazan gençlere sinen hırsı görecekler o masumiyetin yerine... İnsanların birbirini tükettikleri ilişkileri, birkaç hafta içinde unutulması için yazılmış hiç bir kaygısı, derdi olmayan şarkıları, amacından ve alanından iyice uzaklaşmış cemaatleşmiş bir tuhaf siyaset sahnesini ve tüm bunları bu derece rayından çıkaran o bireyciliği, o korkunç, korkunç hırsı!

Umarım o zaman da Hırs Müzesi kurarlar ve 8 milyar insanın kendi kendisine yapıp ettiklerini, tüm bir dünyayı nasıl da o hırsları uğruna yok ettiklerini görmek, içinde yaşamak zorunda bırakıldıkları, içine doğmak zorunda kaldıkları o dünyayı miras bırakan kuşağı lanetlemek ve onların hatasından ibret almak amacıyla....

Ve Hırs Müzesi'nin bir köşesinde 2008 Güz'ünü hayal ediyorum acı bir tebessümle, Masumiyet Müzesi'nden pasajlar ve sürekli Issız Adam'ı gösteren bir ekran var hafif karanlık odada; tabelada şöyle yazıyor: 2008 Güz'ü, "...ve Masumiyet'i tüketmeye başladılar."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder