20081018

Niçin heyecanlanacakmışız?

Haber şu.

Niçin heyecanlanmamız gerektiğine gelince, doğrusu anlamadım. Yani sonuçta olan şey, Sosyal "demokrat"ların (ya da böyle olduklarını iddia edenlerin), faşizanlarla aynı çizgide yer alan bir partiyle ittifak yapması. Bu bizi heyecanlandıracak bir şey değil ki, Türkiye tarihinde defalarca görülmüş bir durum.

Açık ve net: Sosyal demokratlarla faşistlerin ortaklığı bizi heyecanlandıramaz.

Haberin içeriğini okuduğumuzda ise, heyecanlanmak ne demek, tam tersi daha da öfkeli bir noktaya düşüyorum. Şu hale bakın, Gökçek, SHP-DEHAP ittifakını hatırlatarak saldırıyor, Karayalçınsa MHP'nin "Ak Parti ve PKK aynı çizgide" söyleminden örnek vererek, o zaman ittifakta sadece DEHAP yoktu ki, başka partiler de vardı gibi "yumuşatıcı" ifadeler kullanıyor.

Ortaya çıkan durum, Türkiye'deki sosyal demokrat siyasetin, bir kez daha kendisini milliyetçi-faşist grupların elinden kurtaramamasının en açık tablosudur.

Doğrusu aklım almıyor. Nasıl olur da bir parti lideri, üstelik kendisini Sosyal Demokrat olarak tanımlayan bir parti lideri gider de, CHP gibi Kürt halkının düşmanı, her türlü demokratik hak talebini karşısına alan, faşist, milliyetçi bir partiyle yanyana duracak kadar yüzsüzleşir, yetmez gibi birileri de bundan heyecan duyar!

Sadece sosyal demokratlar mı? Tüm siyasi çizgisini AK Parti karşıtlığı üzerine kuran "sosyalist"ler de, özellikle kriz döneminde milliyetçi-faşist çizginin yükselme ihtimalini bile bile bunu yapan sosyalistler de açıkça bu milliyetçi-faşist tabanın taleplerini en elitist biçimde karşılayacak olan CHP'nin ekmeğine yağ sürmüyor mu? Üstelik 1 Mayıs'ta işçileri Taksim'e çağırmakla "Devrimcilik" oynayan bir Konfedarasyon başkanının da CHP'den milletvekili adaylığına oynadığı söylentisi kulaktan kulağa yankılanmıyor mu?

Türkiye, uluslararası krizin etkisine gittikçe girerken ve bir yandan asker, bir yandan askerle uzlaşmış hükümetin faşizan tutumları, bir yandan da bu faşizan tutum toplumsal muhalefete yön veren kesimleri etkisi altına alırken, şimdi sosyalistlere ve sosyal demokratlara düşen bu faşizan eğilimlerden pay çıkartmak, toplumu ajite etmek ve buradan kendini güçlendirmek mi? AK Parti'yi yıkmak için buna değer mi?

Yoksa sosyalistlere ve sosyal demokratlara düşen bu faşizme karşı en sert ve kararlı mücadeleyi vermek mi?

Dünya ve dünyayla artık her açıdan bağlı Türkiye, yepyeni bir döneme giriyor. Bu dönemde dünyanın dört bir yanında otoriter-faşizan rejimlerin yükselişini görmek şaşırtıcı olmaz. Üstelik bu dönemden çıktığımızda artık kime sol, kime sosyalist, kime demokrat dediğimiz daha da net biçimde ortaya çıkacak.

Sosyalistlere ve demokratlara düşense, hem faşistlere, hem de onlarla işbirliğine girecek, onlarla aynı çizgiye düşecek olanlara karşı kararlı bir mücadele vermek olacak. Krizle birlikte ortaya çıkacak toplumsal muhalefeti ve sınıfsal öfkeyi, arzuladıkları otoriter-baskıcı rejimlerini kurmaya, halkları birbirine kırdırmaya kullanmak isteyenler karşılarında sınıf mücadelesini ve sosyalist demokrasiyi bulmalı!

Bir heyecan duyacaksak, bunun heyecanını duyarız, başka bir şeyin değil.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder