20081010

Meşguliyetler...

Bir kaç gün önceydi Orçun Türkay'ın eski kitabını sorduğumda (çünkü yenisi Zavallı'yı çok sevdim) görevli kız bana ellerinde baskısı kalmadığını söylemişti, bugün aslında öylesine girdiğimde (bunu da yapmamak lazım) Galatasaray'daki yerlerine; daha önce başka kitapların olduğu, "Zavallı" romanın yanındaki rafta, 3-4 tane istediğim kitaptan durduğunu gördüm. "Peri Masalları" isminde bir öykü kitabı bahsettiğim.

Kitabı aldım tabii de, bir yandan da mutlu oldum; demek ki görevli kız ben gittikten sonra arşivi araştırmış, ya da hatta belki kitap iadelerine bakmış ve benim de geri döneceğimi tahmin ederek onu rafa, diğer Orçun Türkay kitabının yanına yerleştirmişti.

Böyle ufak şeylerin insanı ne çok mutlu etme ihtimali var!

Hırkamı kaybettim. Gecenin sonunda epey sarhoş olmuştum ancak, kaybetme eylemini Kurtuluş-Yenikapı otobüsüyle Unkapanı'ndan Taksim'e gitmek gibi bir eylem yaparken gerçekleştirdiğim esnada gayet kendimdeydim. Daha ağzıma bir damla alkol girmemişti. İstiklal'e çıkıp da ürperince bir de hırkamı giyeyim dedim ki yok.

Şimdi bilançoya göre hırkalarımdan biri Ankara'da bir arkadaşımın arkadaşının evinde (onun ayrı bir öyküsü var), diğeri ise bir Kurtuluş-Yenikapı hattı otobüsü şöföründe veya yolcusunda (eh, hayrını görsün, iyi hırkaydı). Ben mi? Artık yenisini alacağız, geçmez bu kış:) Şimdiden üşüyorum!

Hayır, hırkayı da alalı çok olmamıştı. Üzüldüm yahu! Nasıl oldu da o otobüste kaldı o hırka, ne ara süzüldü kollarımdan da ben onu hatırlayamadım sonra inerken. Sonra nasıl oldu da esen rüzgarla ürperene kadar fark etmedim kaybolduğunu. Ya da en azından Kurtuluş aracı yerine Taksim aracına binseydim belki son durak olduğu için meydana çıkar sorardım.

İşte böyle şeylerin de insanı ne çok üzme ihtimali var! En azından üşütmesi... İnsan asla kollarımda diye hırkaya güvenmemeli, sonra üşüdüğü zaman bir bakıyor ki kollarımda sandığın hırka çoktan başka adamları ısıtmaya başlamış.

Bu hayatta hırkaya bile güvenmeyeceksin! Gogol'un hırkasına bile!

Stajımı bitirdim ve bol bol geç kalmalar ve hatta direk gitmemelerle dolu 1 aylık staj kariyerimi sonlandırdım. Buradan çıkarttığım dersler var; en başta çıkardığım dersse henüz düzenli bir hayata hazır olmadığım oldu. Hatta aksine, ciddi anlamda serseriliğe devam etmeye ihtiyacım olduğu. Yahu daha yaşım kaç başım kaç, ne ara dördüncü sınıf oldum, ne zaman... Bir gün bir bakmışım ki emekli olmuşum -diyeceğim ama yeni yasalarla pek mümkün görünmüyor. Gidip sigortalanmadık da 5 milyon uyanık T.C. vatandaşı gibi. Neysee, nasılsa 2 seneye kalmaz yıkılır bu kahpe düzen, biter bu sömürü! (değil mi yoldaşlar, heey, neredesiniz)

Ortamda bu kadar ağır gündem varken, ben işte ancak hırka kaybetmekle, öykü kitabı almakla, Tünel'de Agos okumakla, akerdeon çalan adamı çok sevmekle, boğaz üzerindeki yağmur bulutlarının şimdilik komik ve güzel durduğunu düşünmekle ancak onların ertesi gün yaratacağı sorunun da farkında olmakla, Cuma günü kurulacak kadar saçma bir Salı pazarının yarattığı trafiğe sinirlenmekle, Tezer Özlü'yü çok sevmekle meşgulüm.

...ama en azından Golf oynamıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder