20081026

Bir Beyaz Önlüğün Yarattığı İktidar

Evet, şu anda yasadışı bir iş yaparak bu yazıyı Ktunnel gibi garip platformlardan okuyucularımıa ulaştırmaya çalışıyorum. Umarım okuyabilen birileri olur. Bu arada blogspot yazarlarına da imza kampanyamızı hatırlatmak görevimdir. http://blogspotacilsin.wordpress.com adresinde imzalarınız beklenmektedir. (Bu arada KTunnel güvenli midir, şifrem başkalarının ellerine çoktan geçti mi, bu yazı gerçekten çıkacak mı sitede gibi sorular da zihnimin kıyısında dönmekte, dolaşmakta)

Neyse, aslında Bakırköy'deki stajım sırasında giydiğim bir beyaz önlük hakkında yazmak istiyorum. Gerçi yazılarımı takip edip de, "geçen de hırka yazdın, şimdi önlük yazıyorsun, bu ne moda merakı" diyebilirsiniz. Ancak hatırlatırım ki o yazı güven bu yazıysa iktidar hakkında

Aslında başta beyaz bir önlük giyme fikri garip gelmişti. Yine de annemin "Sen bu kılıkta orada staj yaparsan, seni deli diye alır bırakmazlar" sözleri kulağıma fazlasıyla gerçekçi gelmiş, bir yandan da o sıralarda okuduğum Foucault'nun Deliliğin Tarihi isimli tuğla kitabından (adamı öldürür birinin kafasına düşse) öğrendiğim uygulamaların da etkisiyle endişelenmiştim.

Derken danışman psikoloğumuzun da uyarmasıyla akşamları yerine bırakmak kaydıyla sahipsiz olduğunu anladığım bir beyaz önlüğü çalıp serviste onunla dolaşmaya başladım.

Bu önlükleri hemen herkes giyiyor gerçi; kimyacılar, dershane hocaları, ressamlar vs. Ama hastane ortamında giyildiğinde bu önlük sizi direk doktor yapıyor. Yani, o önlüğü giymediğim anlarda, öyle serseri gibi hastane bahçesinde vs. dolaşan bir tipken, o önlüğü giyer giymez artık "Doktor Bey" oluveriyordum.

Doktor Bey olunca ne mi oluyor? Bir kere Doktor Bey olarak hastane bahçesinde yürüdüğümde, insanlar bana sürekli birşeyler soruyordu. "Raporu nereye onaylatmalıyım?", "EKT servisine nasıl gidilir?", "Başhekimlik saat kaçta açılır?" gibi gibi... Sonra cevap olarak bilmediğinizi söylerseniz şaşırıyor ve kızıyorlardı, ne de olsa koskoca Doktor Bey'im ve -elbette ki- bu sorunun cevabını biliyor olmam gerekir. Sadece bu değil elbette, mesela hızlı hızlı yürüdüğünüzde çekilip yol veriyordu insanlar, ne de olsa belki bir hastaya yetişiyordum, acelem ulvî bir sebeple olabilirdi.

Başkasına ait bir önlükle kurduğum, kendime ait olmayan bir ünvandan kaynaklanan iktidara bir bakın hele!

İnsana sahiden garip geliyor. Yani sadece bir üniforma. Bu üniformalarla iktidar arasında çok ciddi bir ilişkinin olduğunu söylemek zaten yeni birşey olmaz. Hani Beynelmilel filminde normalde insanların küçümsediği gevende, askeri üniformaları giyince yolda herkesin kenara çekilip buyurun dediği bir orkestraya dönüşüyor ya, işte tam da bu mesele.

Aynı şekilde niçin günlük hayatta belki çok farklı davranacak polislerin üniformalıyken "böyle" olduklarının da bir açıklaması olmalı. Hatta hatta Hitler dönemi ... Ya da Zimbardo'nun deneyi

Doğru düzgün bir yazı olmadı farkındayım, ama doğru düzgün bir ekranla karşı karşıya değilim. Önümüzdeki dönem alışık olduğumuzdan daha fazla faşizmle karşılaşacağız anlaşılan. Bu yüzden Erol Özkoray'ın korkarım Taraf'ta sansürlenerek yayınlanan yazısı Totaliter rejimle mücadele ve 'mutlu olma' klavuzu...'nu okumak iyi gelebilir. Yazının HerTaraf'ta çıkan versiyonu şu İşadamları, sosyalizm ve gazetelerle ilgili üç madde uçurulmuş. Artık yazarın rızasıyla mı, yoksa gazetenin yönetimince mi ben bilmem anlamam. Yorumu ve totaliter rejimlerde mutlu olmayı size bırakıyorum.

Ben blogumu geri istiyorum

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder