20080916

Kötü Adamlar

Bir genç kız, Tutku Türkol, güpegündüz Kadıköy Rıhtım’da, elinde BirGün gazetesi olduğu için önce polis tacizine uğruyor, elindeki gazete yırtılarak tehdit ediliyor, ardından hiçbir geçerli sebep gösterilmeden gözaltına alınıyor, Moda Polis Merkezinde saatler süren taciz ve alıkoymanın ardından serbest bırakılıyor. Bu arada bolca hakarete ve tehdite uğruyor. Eylül ayının hemen başında yaşanan bu olay Kadıköylüler için pek de şaşırtıcı değil.

Bir süredir artan baskılara karşı bir sivil itaatsizlik eylemi olarak her Cuma Moda’da toplanıp içki içen ve gittikçe büyüyen bir grup var. Haftalardır şarkılarıyla, gitarlarıyla bir araya gelen ve içki içip olaysızca dağılan bu insanları, “şaşırtıcı bir şekilde”, Ramazan’a denk gelen ilk eylemde iskeleye ve çevresine yığılmış, eylemi engellemeye kararlı bir grup polis karşıladı. Sonuçta eylemciler dağılmaya karar verince, bununla yetinmek istemeyen “emniyet güçleri” gruptan ön plana çıkan kişileri gözaltına aldı.

Çok önce değil, Turan Özdemir isimli şahıs, Sivas’ta 26 Ağustos’ta polisin dur ihtarına uymadığı için sorgusuz sualsiz üzerine ateş açılarak öldürüldü. Olay, araçta bomba taşındığı şüphesi olduğu söylenerek meşrulaştırıldı ve kamuoyuna bu şekilde sunuldu. Ancak bu ilk kez olmuyordu.

Bu olaydan hemen önce, 6 Ağustos’ta Bahçelievler’de bir “yanlış anlaşılma” sonucu sokak ortasında polis tarafından vurulan ve hastaneye götürülmesi yine diğer polislerce 45 dakika engellenen Fatih Cem İnci’nin cinayet zanlılarına kelepçe bile takılmadı. Olay basında, belli başlı gazeteler hariç geniş bir yer bulmadı, toplumsal bir tepki ise, elbette, gerçekleşmedi.

Baran Tursun da polis kurşunlarına kurban gidenlerden. Kasım 2007’de Henüz 20 yaşındayken, bir kutlamadan dönmekte olan Tursun, kullanmakta olduğu araçta dur ihtarına uymadığından tek bir polis kurşunuyla öldürüldü. Polisler tutuksuz yargılanıyor.

Ve tabii ki gözaltındayken şüpheli biçimde ölen Festus Okey. Emniyet Müdürlüğü yaptığı açıklamada Nijerya uyruklu Okey’in gözaltındayken silahını vermemek için yaptığı mücadelede omzundan yaralandığını ve daha sonra da yaşamını yitirdiğini açıkladı. Bu açıklama pek çok insanı tatmin etmeye yetmedi. Daha sonra yapılan incelemelerle birlikte dava yeni bir düzeye evrildi ve sanık polis Ağır Ceza Mahkemesinde “kasten adam öldürmek” suçundan yargılanmaya başlandı.

Aslında bu olaylar için milat Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu'nda 2007 Haziran’ında yapılan değişiklikler. Yapılan değişiklikle birlikte polise verilen yetkilerin neredeyse sınırsızlaştırılması ve ardından da 1 Mayıs gibi olaylarda polis şiddetinin devletçe kutsanması, polislerin kendine güvenlerini had safhaya çıkardı.

Polisin; hükümetin ve özellikle başbakanın tüm toplumsal muhalefet odaklarını ve kendi tarafında olmayan basını alaya alan ve hatta düşmanca hedef gösteren demokrasi dışı tutumundan cesaret aldığı söylenebilir.

Tüm bu ölümle biten olaylar bir yana, son zamanlarda hemen herkesin polis taciziyle ilgili bir hikayesi var, kimi zaman içki içerken, kimi zaman trafikte, kimi zaman kimlik kontrolü sırasında… Gözaltına alınmak veya polis tarafından azarlanmak için çok fazla çaba göstermeye gerek kalmıyor. Ne yazık ki olaylar yaratılan terör-fobisi ile meşrulaştırılıyor, pek çok anti-demokratik uygulamanın meşrulaştırıldığı gibi...

Biz ilkokuldayken Hayat Bilgisi kitaplarında, polisin görevinin halkın güvenliğini sağlamak ve bizi güvende hissettirmek olduğu yazardı; polis bizim yanımızda ve kötü adamların karşısındaydı. Oysa şimdi polis gördüğümüzde tedirgin oluyoruz; olur da yanlış bir laf ederiz, olur da öfkelenirler diye.

Biz mi kötü adamlar olduk, yoksa birileri görevlerini yapmıyor mu?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder