20080628

AKP’YE KARŞI SOL SEÇENEK: Şimdi Tam Zamanı

Hüseyin Çakır’ın TARAF gazetesindeki Cuma günkü yazısına bakılacak olursa, AK Parti’ye karşı bir seçenek üretmek, yani iktidardaki bir partiye karşı alternatifi oluşturmak, her demokratik ülkede muhalefetin temel görevi ve temsili demokrasinin üzerine kurulduğu mantık olsa da; bu Türkiye Cumhuriyeti’nin kendine özgü şartlarında utanç verici bir durum, rejim ile iktidar arasında seçim yapmak, demokrasi düşmanlığı hatta cuntacılık oluyor. Çok değil, daha bir buçuk yıl önce, “Cumhuriyet”çiler Ufuk Uras’ı alttan alta AK Parti’ye destek vermekle ‘suçlamak’taydılar. O zamanlar şeriat üzerinden korku siyaseti yapanlar, böyle bir sahte kutuplaşmada taraf olmayacağını açıklayan Uras’ı da AK Parti’yi desteklemekle suçluyorlardı. Çünkü “şeriat tehlikesine” karşı onların tek yol olarak tanımladıkları milliyetçi-darbeci CHP çizgisine karşı, demokratik, özgürlükçü bir sol seçenek ortaya çıkıyor ve planları sekteye uğruyordu. Durum böyle olunca da, “ya bizdensin ya bize karşı” diyerek parmaklarıyla Uras’ı ve diğer solcuları gösterip “AKP’li” demekten çekinmiyorlardı. Şimdi de darbe üzerinden korku siyaseti yaparak seçeneklerimizi ikiye düşürmek isteyenler, darbe ve AK Parti’nin dışında bir seçenek olamayacağını ima ediyorlar. Öyle ki, demokrasi bayrağını AK Parti’ye teslim etmiş anlayış, neredeyse tek partili rejimi özlüyor. Türkiye’de demokrasinin tek adresi AK Parti imiş ve AK Parti’yi desteklememek bizi otomatikman cuntacı yapacakmış gibi! Hatırlatmak isterim. Darbeye karşı AK Parti’den yana bir tutum aldıysak, AK Parti demokrat olduğu için değil, biz demokrat olduğumuz içindi. AK Parti’ninse, demokrasi konusunda karnesinde görebileceğimiz tek artı, AB uyum yasaları çerçevesinde çıkartmış oldukları yasalardır ve hiç birisi de çok da içlerine sinmeden çıkartılmıştır. Öte yandan 301, 1 Mayıs, SSGSS gibi toplumda AK Parti’ye karşı geniş tepki uyandıran meseleler sokak muhalefetini güçlendirmiştir. Fakat bu sokak muhalefeti ne cuntacıdır ne de CHP yanlısıdır. Aksine, en demokratik haklarını kullanarak iktidar partisine muhalefet etmektedirler. Dolayısıyla AK Parti’nin dışında bir seçenek arayışı içersindedirler. CHP ve MHP, AK Parti’ye karşı devletçi seçenektir, TSK veya kapatma davası ise darbeci seçenek. Her ikisi de anti-demokratik seçeneklerdir ve kendisine demokrat, ilerici, solcu, liberal, özgürlükçü vs. diyebilecek herkes tarafından şiddetle reddedilmelidirler. Ne yazık ki AK Parti’nin halkı canından bezdiren neo-liberal politikalarına karşı bir sol seçenek bir türlü var edilemediğinden, bu bizi ürküten seçenekler pek çok insana gerçekçi gözükmektedir. Dolayısıyla, darbeyi de, statükocu CHP’yi de bir seçenek olmaktan çıkartmanın en iyi yolu, bunlara karşı, tüm anti-demokratik ve neo-liberal tutumlarına rağmen kayıtsız şartsız AK Parti savunuculuğu yapmak değil, her demokratik ülkede olması gerektiği gibi, demokratik yollardan gerçek ve gerçekçi bir muhalefeti örmek olmalıdır. Ufuk Uras’ın bir demokrat olduğunu ve AK Parti’nin kapatılmasına ne üstü kapalı ne de üstü açık biçimde destek vermeyeceğini herkes bilmektedir (ki Çakır’ın referans verdiği Milliyet gazetesindeki röportajda bunu açıkça belirtmiştir). Öte yandan AK Parti’nin kapatılma olasılığı da tarihsel olarak baktığınızda, pek çok partiyi kapatmış, zamanında bir başbakanını idam etmiş bir ülke için gayet yüksek bir olasılıktır ve bu ne ilktir, ne de dünyanın sonudur. Dolayısıyla, bir yandan kapatılmaya karşı çıkarken, bir yandan da kapatılma gerçekleşirse ne yapılacağına dair bir yön haritası belirlemek gereklidir. AK Parti kapatılırsa, açılacak boşluğu solun doldurmasını arzu etmek, kapatmaya destek vermek olarak gösterilemez. Sormak gereklidir, AK Parti kapatılırsa, doğacak boşluğu, siz kimin doldurmasını isterdiniz? Ancak bu sol seçeneğin de kuralları en baştan konulmuş, sınırları çizilmiş, şöyle olacaktır, böyle yapılacaktır diyen, yukarıdan aşağıya örgütlenmiş bir model değil; inşa aşamasında gevşek olan ve herkesin katılımına açık, çok sesli ve çok renkli bir model olarak belirlenmesi, bir kurtarıcı bekleyenleri hayal kırıklığına uğratmakta, bu durum politikasızlık olarak algılanmaktadır. Buradaki durum politikasızlık değil, demokratlıktır. Yeni olan, yarım asırdır, Halk Fırkası ile DP çizgisi ve zaman zaman gelen TSK müdahaleleri arasına sıkışıp kalmış ve insanları bu şablonları zorla seçmeye, seçmezse de seçmediği şablonlara sıkıştırmaya zorlayan siyaset anlayışına karşı, demokratik, özgürlükçü ve sol bir siyaseti mümkün kılmak, korkuyla değil, umutla siyaset yapmaktır.

Tuzla’dan işçi ölümleriyle ilgili haberler gelmeye devam ederken, fabrikalarda işçilerin örgütlenme ve sendika hakları gasp edilmeye çalışılırken, sağlık ve sosyal güvenlik haklarımız göz göre göre elimizden kayıp gitmişken, ekmeğe 1 yıl içerisinde neredeyse iki buçuk katı zam gelmişken, nükleer santral ihalesi yıl içerisinde yapılacakken, Irak savaşı ülkemizdeki İncirlik üssü sayesinde sürdürülürken, Lambdaİstanbul, GençSen, EmekliSen gibi kuruluşlar kapatılırken ve ülke bir yandan darbecilerin bir yandan neo-liberallerin kuşatması altındayken, bu umuda ihtiyaç vardır. Cuntacıları, statükocuları, düzenden nema sağlayanları siyaset sahnesinde yenebilmek için AKP’ye karşı emekten ve adaletten yana, toplumun tüm ezilen kesimlerini kucaklayabilecek, demokrasi ve eşitlik yanlısı, feminist, özgürlükçü bir sol seçeneği yaratmanın şimdi tam zamanıdır.

*TARAF, 1 Temmuz 2008 http://www.taraf.com.tr/haberv.asp?HaberNo=11795

1 yorum:

  1. "Dolayısıyla, bir yandan kapatılmaya karşı çıkarken, bir yandan da kapatılma gerçekleşirse ne yapılacağına dair bir yön haritası belirlemek gereklidir."

    Bu sözünüzde de görüldüğü gibi AKP'nin kapatılması sonucu boşluğun doldurulması tabii ki de özgürlükçü, eşitlik ve eşitlik ilkelerinin kavramlarını benimsemiş bir parti ya da görüş tarafından doldurulur.

    "Tuzla’dan işçi ölümleriyle ilgili haberler gelmeye devam ederken, fabrikalarda işçilerin örgütlenme ve sendika hakları gasp edilmeye çalışılırken, sağlık ve sosyal güvenlik haklarımız göz göre göre elimizden kayıp gitmişken, ekmeğe 1 yıl içerisinde neredeyse iki buçuk katı zam gelmişken, nükleer santral ihalesi yıl içerisinde yapılacakken, Irak savaşı ülkemizdeki İncirlik üssü sayesinde sürdürülürken, Lambdaİstanbul, GençSen, EmekliSen gibi kuruluşlar kapatılırken ve ülke bir yandan darbecilerin bir yandan neo-liberallerin kuşatması altındayken, bu umuda ihtiyaç vardır."

    Bu açıklamalarınız ise ülkenin gidişatındaki aksaklıkların artık aksaklık olarak değil, Osmanlı'nın gerileme dönemine geçiş yıllarını anımsatıyor Tarih kitaplarından.

    Boşluğu doldurmak için sunulan "Sol" seçeneği ise bana göre boşluğu doldurmaktan ziyade günümüzün özlem ve ihtiyaç duyduğu bir ortam ve yönetim olmasından dolayıdır.

    YanıtlaSil