20080608

Ahlak, ulus devlet ve Lambdaİstanbul...

Bir süre önce Prof.Dr.Şerif Mardin, Mahalle Baskısı üzerine yaptığı konuşmada, "öğretmenin imama yenilmesi"nin sebebi olarak modern Cumhuriyetin kendine ait seküler ahlak sistemi, iyi ve doğrunun ne olduğuna dair tanımları oluşturamamasını işaret ediyordu. Bunun üzerinden çok zaman geçmedi ki, Lambdaİstanbul LGBTT derneği, program ve ilkelerinde ahlaka aykırı maddeler bulunması ve isminin Türkçe olmaması sebebi ile mahkeme kararınca kapatıldı. Bu iki bilgi fazlasıyla çelişmekte bana kalırsa.

Kuşadasında, bir şahıs, alışveriş yapmakta olan bir travestiyi arkasından yaklaşarak 4 kez bıçaklıyor, ellerini kollarını kesiyor. Travesti Sisi, kan kaybından hayatını kaybediyor. Katilse, olay üzerine oraya gelen polis ekiplerine "Travestiyi öldürdüm, nasıl, iyi yapmışım değil mi?" diye soruyor. (Radikal, 5.6.08) Böyle bir soru soran kimsenin samimiyetini sorgulayayız, emin olun ki, o an yaptığı şeyin fazlasıyla iyi olduğu düşüncesinde!

O halde, iyi ve doğru olana bu şekilde anlamlar yüklenebilmişse, gerçekten de seküler mi değil mi bilemem ama, son derece çarpık ve tehlikeli bir ahlak anlayışının devrede olduğu söylenebilir. O halde, Lambda İstanbul'la ilgili alınan karara daha yakından bakalım.

Kararın iki gerekçesi var, biri ahlaka aykırılık, ikincisi Türkçe olmamak. Bence ikisinin de çıktığı yer aynı: Farklı olmak. Çünkü mahkeme kararına göre ahlaka aykırı olan "lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel kavramları" ve bu kavramların temsil ettiği insanların sorunlarının çözümü için örgütlenmeleri.

Aslında yaşanan bu olaya bakıldığında, son dönemde kapatma davalarıyla gündeme gelen diğer kuruluşlara da bir bakmak gerekiyor, yani AKP ve DTP'ye. Onların da kapatılmak istenmelerinin sebeplerine göz atarsanız, içlerinde 'ahlak' geçmese de, sebebin 'farklı' olmaları olduğunu görürsünüz. Ayrıca varolmalarına uluslararası anlaşmalar sebebiyle göz yumulsa da, yıllarca mülk edinmeleri engellenerek ve her türlü yoldan baskı altına alınarak küçültülen gayrimüslim vakıflarını da bu listeye eklemek gerek.

Yani, milleti Türk, gündelik yaşamında laik, inancı sünni müslüman, cinsel tercihi heteroseksüellik olmayan bireylerin herhangi bir şekilde örgütlenmeye, haklarını savunmak ve sorunlarını çözmek için bir araya gelmeye hakları yok. Bir araya gelmeleri ahlak dışı. Sahip oldukları sıfatlar ahlak dışı. Tabii bu durum ortaya yeni bir soru çıkartıyor: Peki ya varolmaları?

İran'da Ahmedicenad, "bizim ülkemizde eşcinsel olmaz" derken ve bu sözler söylendiği sırada ülkedeki eşcinseller idam cezasına çarptırılmaya devam ederken, bu ikiyüzlü tavırla tüm dünya dalga geçmekteydi. Bu histerik gülme eğlenme çabasına ilginçtir, ülkemiz de katılmıştı. Oysa binlerce insanını kaybettiği halde hâlâ "Kürt yoktur, dağ Türkü vardır" zihniyetini var edebilmiş topraklardı burası ve sanki kendi modernizmimiz sütten çıkmış ak kaşıkmış gibi İran'la dalga geçiyorduk. İşte, nihayet, ülkemizin yargısı da eşcinselliğin "Türk aile yapısı ve genel ahlaka" aykırı olduğuna kanaat getirdi!

Bu ahlak anlayışı modern ulus devlet ideolojisinin bir sonucudur kanımca. Kökeni de dine değil, ulus devlet teorisine dayanmaktadır, dolayısıyla da gayet sekülerdir. Ulus devlet ve modernizm 'biz'i yaratırken, 'biz' kavramını var edebilecek yegane unsuru 'öteki'ni de yaratmak zorundaydı. Yarattığı bu 'öteki'nin 'öteki' kalması, 'biz'den ayrı olmasını, ancak ondan korku duyarak, onun bir tehlikeye sebep olacağı, 'biz'e zarar vereceği düşüncesi üzerinden meşru kılıyordu. Tüm dernek kapatmalarında, parti kapatmalarında, kentsel dönüşüm projelerinde, güvenlik önlemlerinde vs. vs. bu tehlike-korku unsuru yapılanları meşru kılar.

Sonuçta İran olma korkusu ile başörtülü insanların eğitim hakkını ellerinden alırsınız veya eğitim haklarını inanç ve kimliklerine ihanet etiklerinde verirsiniz, bölünme korkusu ile Kürtleri yok sayar, onlara varolmadıklarını söylersiniz, hatta devlet kontrolünde bile olsa Kürtçe bir kanala izin vermek istemezsiniz, kapkaça uğramak korkusu ile Dolapdere'nin, Tarlabaşı'nın yok edilerek uluslararası kapitalizme peşkeş çekilecek arazilere çevrilmesine, orada yüzyıllardır yaşayan insanların sürülmesine göz yumarsınız. Bu korku iklimi kitlesel katliamlara, soykırımlara göz yummaya dahi sizi itebilir -ki 11 Eylül sonrası ABD'sinin dünyada yarattığı terör ortamına batı uluslarının bu kadar kolay gözyummasının altında da aynı korkular yatar.

Sonuçta, sizden farklı olan insanların örgütlenme haklarını ellerinden almak, fazlasıyla modern bir tutumdur. Bunu ahlak adına yapıyorsanız, bu ahlak da modernizmin ahlakıdır. Tarih boyunca tek tip insan modeli yaratma konusunda politikasını belirlemiş tüm ulus devletlerde de bu anlayış gözle görülür biçimde ortadadır. Bu tek tipleştirme politikası, en başlarda etnik ve dinî unsurlar üzerinden çatlak vermiştir, günümüzde ise sivil toplumun güçlenmesiyle, kadınlar, eşcinseller, ateistler gibi erkek-sünni-laik tek tipin dışlanmış ve yok sayılmış unsurlarının da sesi duyulmaya başlandı, başlar başlamaz da karşısında engeller buldu.

Modernizmin ayrımcı ve tek tipleştirici ahlakına karşı, gerçek ahlaksızlığın insanları oldukları şeye ihanet etmeye zorlamak, ayrımcılık yapmak, insanların örgütlenme ve dayanışma haklarını ellerinden almak olduğu yeni bir ahlak geliştirmeli ve farklılıklarımızla birarada yaşam düşüncesini yaşamlarımızın odağına yerleştirmeliyiz. Böylece toplumda bastırılmaya çalışılan sesler daha gür çıkacak ve gri bir dünyada yaşamaya mahkum olmaktansa gökkuşağının tüm renkleriyle, dünyanın tüm dilleri, dinleri, tercihleriyle hep beraber yaşamanın yollarını bulacağız.

Unutulmamalıdır ki, eğer eşcinsellerin örgütlenme hakları ellerinden alınıyorsa, bu yalnızca eşcinsellerin değil hepimizin sorunudur. Eşit, özgür, demokratik bir ülkede yaşamak istiyorsak buna karşı çıkmalıyız. Eşcinsellerin özgürleşmesi, hepimizi daha özgür kılacak, çünkü bir kişi bile özgür değilse, hiç kimse özgür değildir.

__________________________

Radikal Genç , 24 Haziran 2008 (Kısaltılmış)

1 yorum:

  1. Eşcinselliğin ya da müslümanlık dışında farklı bir dinin yadırganma sebebini anlayamıyorum. Yani Türkiye'de sabit, değişmeyen bir din, inanış ya da görüş mü olmak zorunda. Bence, tabii ki de değil. Ülkede yaşayanların hepsi müslüman değil, hepsinin cinsel tercihi de heteroseksüellik değil tabii ki. Diğerleri diye gruplandırmak neden? Bu ayrımcılığa yol açmıyor mu? Ülkemiz demokratik, kendi düşüncesini hür bir biçimde ifade etme hakkına sahip vatandaşlardan oluşmuyor mu?

    YanıtlaSil