20080319

Dikenli Bir Yol*

Türkiye’de siyaset yapmak kolaydır. Basın, siyasi partiler, STÖler ve kamuoyu yaratma gücü olan kurum ve kuruluşlar insanlar için girilecek cepheler hazırlarlar ve insanlar da bu hazır cephelerden birisine girerek karşı tarafa rahatça saldırılarda bulunurlar. Böylece, ortaya çıkmış bir fikri eleştirmek de kolaylaşır, uzun uzun eleştiri yazıları yazmak zorunda kalmazsınız, örneğin sol taraftan gelen ve beğenmediğiniz bir düşünce varsa, yazıyı yazan kişi hakkında “liberal” dersiniz, böylece onun savunduğu tüm tezleri, yaptığı tüm analizleri çürütmüş olursunuz, ya da muhafazakar kesimden birisinin yazısı için de kolayca İran örneğini gösterip korku filmi tabloları çizersiniz, böylece insanlar o kadar korkar ki, o yazıyı okumaya dahi cesaret edemez! Fakat olur da birileri, varolan cephelerden birine girmek yerine, iki cephenin de birbirinden beter, birbirinden suçlu, birbirinden gerici ve ülkeye hiçbir getirisi olamayacak cepheler olduğunu görür de, bir de gördüğüyle kalmaz, herkese duyururcasına, hem de meclisteki kürsüsünü de kullanarak “İkinize de hayır!” derse, o zaman tüm planlar bozulur. Rahat rahat politikalarını yapan, kavgalarını eden, yıllardır aynı ezbere laflarla siyaset yapmış, ülkeyi bu duruma sokmuş insanlar, bu yeni ve alışılmadık durum karşısında, yeni söylemler üretmek zorunda kalırlar. Sonuçta bu olumlu bir şeydir, en azından -Baskın Oran’ın deyişiyle- ezberler bozulmuştur. Söylenenin aksine, üçüncü yolun tarihsel bir hükmünün olmadığı fikri yanlıştır. Aksine, tarih “üçüncü yol”u seçenleri haklı çıkarmıştır. Bizden önceki kuşak solcular, Sovyet modeli ile Çin modelinin arkasına takılmış ve birbiriyle kavga ederken, o günler orta yolculukla “suçlanmış”, her ikisine de aynı eleştirel bakışla bakabilmiş olanları, hiçbirisini kabul etmemiş olanları, her iki ülkenin de düştüğü duruma bugünden bakınca haksız sayabilir misiniz? Sovyetler Birliği yıkıldığında en kolay toparlanan ve söylem üretebilenler onlar oldu. 28 Şubat sürecinde, ordudan yana taraf tutanlar bir daha asla o taraftan kopamayarak zamanla “sol” olma niteliklerinden iyice uzaklaşarak gitgide ulusalcılaşmışken, “Ne Şeriat Ne Darbe” diye meydanlara çıkanlar, bugün düşüncelerinden ödün vermeden siyaset yapmaya devam etmektedirler, Türk-Kürt çatışması yaratılmaya çalışılan ortamlarda, Birarada Yaşam söylemiyle ortaya çıkarak, bu gerilimi yaratıp bizi düşman etmeye çalışanların planlarını altüst ederek halkların kardeşliğinden yana tavır alan da aynı siyasal öznedir. Türkiyeliler bir kez daha ikiye ayrılmış durumda, konu da yine kadim problemimiz. Sorunlu bir seçim dönemi yaşadık ve bu seçim döneminde, bir grup insan programını beğenmese de, çok kızsa da, ülkeye bir faydası olmadığını görse de, onların deyimiyle şeriatçılara karşı, ülkeyi İran’a dönüştürmek isteyenlere karşı “mecburen” ulusalcılardan yana, diğer bir grup insansa, darbecilere, despotlara, milliyetçilere karşı tavır olarak AKP’den yana oy kullandı. Sonuçlardan da kimse memnun olmadı, ülke de bu kısır tartışmalardan da bir adım öteye gidemedi. Seçimlerin ardından bu kez de türban konusu gündeme gelince dişler yeniden bilendi, cepheler yeniden sağlamlaştı ve bu beton bloklardan duyulan memnuniyetsizlikler unutularak saflar sıkılaştırıldı. Neyse ki bu ülkenin sağduyusu olma görevini üstlenmiş birileri çıkarak her iki gruba da “hayır” dediler ve hem özgürlükten hem de laiklikten yana bir duruş sergilediler. Her iki grubun üyeleri de bu insanlara saldırıyorlar şimdi, çünkü bu “üçüncü yolcular”, sıkılaşmış safları dağıtıyor ve siyaset yapma alışkanlıklarını darmadağın ediyorlar. Öyle ki, üniversitelerde türbana hoşgörüyle bakan solcular, eşcinsel haklarından, gayrimüslim haklarından bahseden başörtülü kadınlar; başörtülülerin şeriatçı, solcuların din düşmanı olduğuna inandırılmış insanların ezberlerini bozarken ezbere siyaset yapanların da tüylerini ürpertiyorlar. Geçenlerde, ABD’deki bir sosyalist partinin internet sitesinde, önceki seçimde 729 olan oylarını arttırmayı planladıklarını söylüyordu ama ülkedeki savaş karşıtı hareketin Demokrat Parti’ye destek vermesini kınıyorlardı. Orada demokrasi anlayışı birbirinin aynısı iki cepheden ibaret. Anlaşılan Türkiye’yi Küçük Amerika olarak görmek isteyenler de, burada Demokrat bir AKP ve Cumhuriyetçi bir CHP ürettiler bizim için. İstemeyiz, yan cebimize de koymayın!

_____ *Radikal Genç, 18 Mart 2008

2 yorum:

  1. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. Bu koşullara göre, Türkiye için "üçüncü yol" bir olmalı. Aksi takdirde halkın farklı beklentileri sonucu oluşmuş ya da oluşturulmuş görüş toplulukları, kendini yönetmedeki kısıtlamaları kaldırmada ön planda olacaktır.

    İfade etmek istediğim; kısıtlı şekilde iki seçenekten farklı olarak, "üçüncü" bir seçeneğin baskıcı ya da sabit görüşlerin kaldırılması olanağıdır.

    Seçimler konusunda söyleriniz ise;

    Seçimler yaklaştığında halkın seçmek istediği partiden beklentileri değil de, diğer partilere göre kendi oyunu vereceği partinin diğerine oranla avatajını düşünmesidir bence.

    Ama aslında birbirlerini tamamlayan ikisi oluyor sonuçta. Tıpkı sizin bu blog sayfanızda belirttiğiniz gibi;
    CHP, soldan bir pati var uzakta...

    YanıtlaSil