20080223

Savaşmak için hep bir sebep vardır...

Ne yapmalı böyle günlerde, yazmanın elzem olduğu, tüm beyin hücrelerinin sanki bir çareymiş gibi klavyeye yönlendirdiği ama ne yazsan da anlamsız olacağı bir günde, yaşıtların ellerine birer silah tutuşturulmuş, kendi yaşlarında başka idealler için silah tutmuş insanların üzerine, ama iki taraf için de aynı emirle yani ölmek veya öldürmek arasında tercih yapmaya zorlanarak yürürlerken ve barış için verilen tüm çabalar, söylenen tüm sözler, atılan tüm sloganlar, şarkılar, kitaplar bir kez daha değişim yaratamadıysa... Ne yapmalı?

Oysa hep bir sebep vardır savaşmak için, kimi petrol için savaşır, kimi demokrasi için, kimi bağımsızlık için savaşır, kimi dini kurtarmak için, kimi kurtuluşa kadar savaşır, birileri bölücüleri defetmek için savaşmayı meşru görür, birileri de güya faşistlere devrimci şiddet uygular. Savaşmak için hep bir sebep bulunur.

Hep bir çare vardır oralarda bir yerde problemleri savaşmadan çözecek, üstelik savaşın çözemeyeceği sorunlara merhem olacak. Görmezden gelinir onlar hep, daha kolaydır eline tüfeği alıp ateş etmek. Kahramanlık öyküleri anlatmak kuşaklarca dilden dile geçecek yiğit insanlardan olmak ne kadar da çekicidir!

Çocuklarını okula gönderir insanlar. Okullar çocuklara bilgi vermek içindir hesapta. Okullarda çocuklara şiddet öğretilir, sorunlara çözüm olarak şiddeti ilk ilkokul öğretmeni öğretir çocuklara sınıfta "yaramazlık" yapan çocukları döverek. Sonra da tarih öğretmenleri öğretir çocuklara tüm dünyaya diz çöktüren "atalarımızı", sonra da din kültürü öğretmeni gelir ve putları kıran kahramanları anlatır. İnsanları "hak yoluna" ikna etmek zordur her zaman, putları kırmaksa ne kadar da kolaydır, ibadethaneleri basmak, putları kırmak, onlara inananları da düşman ilan etmek ve sonra savaşmak onlara karşı.

Ya ideolojiler, insanlara barışı, eşitliği vaad edenler? Ne zor olmuştur onlar için demokrasiyi kullanarak, halkın iktidarını kurmak. Ne çok işkenceler görmüştür barışı savunanlar, eşitliği savunanlar. Ne var ki onlar da kaybetmiştir ellerine silah aldıklarında, insanları öldürmeye başladıklarında! Onlar da kolay yolu seçmiştirler, savaşın yolunu ve ne zaman ki "Devrimler kanla yazılmaya" başlanmıştır, o zaman anlaşılmıştır ki, o devrim asla olmayacaktır ve olmamalıdır da!

Şimdi, bizi alıştıracaklar ölümlere, ölülere. Daha dün öğrendik, operasyonun başladığını. Bu sabah şimdiden ölüm haberleri geldi, "şehit"ler, "etkisiz hale getirilen"ler... Ne çok yürek yanacak daha, ne çok ana evlat acısı çekecek. Ne çok kan, nefret, öfke hakim olacak yine bu topraklara. Ölümler ölümleri getirecek, savaşlar savaşları... Sonra biz de alışacağız bu ölüm haberlerine, ABD'nin 5 senedir Irak'taki ölümlere alıştığı gibi.

Alışmayalım! Ölmeyelim, öldürmeyelim.

Savaş bir çare değil. Savaş hiç bir zaman barışı getirmedi, böyle bir örnek yok tarihte. Savaş insanlara daha fazla acı, daha fazla ölüm getirmekten başka bir işe yaramaz. Dişleri daha da biler, milliyetçilikleri daha da "yükseltir". Savaş değildir çözüm, çözüm idraktir.

Ama, dediğim gibi, böyle günlerede, ne desek, ne yapsak, ne yazsak nafile. Birileri ölmek ya da öldürmek zorunda... Onların yüreği tedirgin şimdi, şimdi onlar bir yandan hayatta kalmaya çalışmakta, bir yandan da kendilerini bu kirli savaşa sürükleyen yaşlıları düşünmekteler, o rahat koltuklarında şu saatlerde CNBC'de borsa haberlerini takip eden yaşlıları. Yaşlanmaya fırsatı olanları, yaşamaya hakkı olanları.

Oysa barışa bir şans verilse...

3 yorum:

  1. sizin de elinize saglik :) Iade-i ziyarete geleyim istedim. Insan inanmak istiyor ki bu gercekten balık hafızalı yıllarımızın sonu olsun, umarım oyle olur. Sevgiler :)

    YanıtlaSil
  2. Savaşmak için sebepler bitmez gerçekten.
    Doğanın bir gereği gibi görünüyor yüzeysel olarak bakmak gerekirse. Olası bir şey gibi. Nedeni ise üzerinde yaşadığımız toprakların bile savaşarak alınmış olması.

    Siz bu düşüncenin ilk ilkokul döneminde başladığının görüşündesiniz ama ben bu konuda daha da öncesine gideceğim.

    Henüz minik bir bireyken, kendimizi bile tanımıyorken bu düşünceye maruz kalıyoruz.

    Nasıl mı?
    Mesela bir örnek vereyim;
    Annelerin genelde uyguladığı bir olay; çocuğu kolunu masaya çarpıp incitince annesi masaya vurarak, çocuğunun ağlamasının geçmesi için masadan intikam alarak çocuğunun küçük yaşlarda zarar gördüğü şeylerden arınması için zarar vermesini ya da zarar verilmesini öğretmektedir.

    Tabii ki de bunu farkında olarak yapmıyorlardır ama sonuçta şiddetin uygulanması olayı gerçekleştiğinden olumsuz davranış sergilediği açık olarak gözükmektedir. Asıl konunun biraz dışına çıktım ama neyse :)

    YanıtlaSil
  3. evet, aslında söylediğiniz şey çok mantıklı, hiç düşünmemiştim. Masum görünen bu ufak tefek davranılar etkiliyor olabilir bebeği. Çocuk yetiştirmek gerçekten de zor, hele ki bu dünyanın içerisinde, insan çok korkuyor!
    Yine de umut var sanırım.
    Her şeye rağmen Mehmet Bal diye bir adam var ve vicdani retçi.
    Umut var!

    YanıtlaSil