20080205

Demokrasi meselesi...

Geçen haftalarda Erdoğan'la Ahmet Türk arasında geçen bir konuşmada, Erdoğan eğer Kürtlere anadilde eğitim hakkı verilirse bunun ileride Çerkesler, Lazlar gibi etnik grupları da harekete geçirebileceğini söylediğinde Ahmet Türk'ün onların birer göçmen olduğunu ve Kürtlerle bir tutulmalarının gülünç olduğunu söylemişti ya işte nihayetinde toplumumuzun demokrasi anlayışı da budur esasında! Konu dönüp dolaşıp da bir kez daha başörtüsü/türban meselesine geldiğinde henüz gerçekten çoğulcu, özgürlükçü ve demokratik değerleri hiçbir kesimin tam anlamıyla benimsemediği görülüyor.

Ulusalcı veya "türban karşıtı" kesimin tavrını kesinlikle samimi bulmuyorum. Şu anki "Türban üniversitelere girdiğinde ülke 10 seneye kalmaz İran'a döner" anlayışının da Tayyip Erdoğan'ın "Kürtçe serbest olursa şu da ister bu da ister" anlayışından farkı yoktur. (Aslında şöyle bir farkı var, gerçekten de ülkedeki tüm etnik unsurların dillerini konuşma hakkı vardır). Öte yandan bazı yazılarda "Türban aslında İslam'ın şartı bile değil" tarzı bilgiler var ki, şaşırtıcı bir şekilde laikliği savunanlar islam kurallarını anlatıyorlar. Mesele İslam değil ki! Yasa çıkartırken bize ne Allah'ın emrinden? İnsanlar neye inanıyorsa ve ne engel oluyorsa onlara bizi ilgilendiren odur. Doğrusu bu kesimde ciddi bir kafa karışıklığının ve "ezber"in hüküm sürdüğünü görüyorum.

AKP'nin tavrını veya MHP'nin çözümlerini destekleyecek değilim. O partilerin herhangi bir özgürlük arayışında olamayacaklarını biliyorum. MHP'nin hak ve özgürlükler mücadelesinin tam da karşısında durmak konusundaki sabıkasını unutmadım. AKP'nin 301 konusundaki tavrı, zorunlu din dersleri, seçim barajı gibi meselelerde yan çizmekte olması gözden kaçmış değil. Üstelik bu yeni yasanın da hala yetişkin insanlara başörtülerini nasıl bağlayacaklarını söyleme hakkına sahip olduğunu düşünen yasakçı zihniyetin yeni bir ara formülü olduğu açık. Zorunlu din dersleri, din konusunda baskı, sünni misyonerlik bu hızla sürerken de "din ve vicdan hürriyeti"nden bahsetmek iki ayağı eksik iskemleye oturmak gibi!

Fakat bu iki partinin çözüm önerisine karşı veya ulusalcı kesimin inatçı ve çözümsüzlük isteyen (ya da çözüm istemeyen, tıpkı Kürt Sorununda olduğu gibi) tavrına karşı getireceğimiz alternatifi tartışırken, dine veya dindar kesime karşı olan paranoyamızdan kurtulamıyoruz. Özgürlükçü muhalif gazetelerde bile köşe yazarları arasında başörtüsünün serbest bırakılmasını isteyenleri "salak" olarak nitelendirebilecek düzeylere düşüldü! Düştüğümüz nokta bu mu?

Bir kere şunu kabul ediyor muyuz? Bir "türban sorunu" vardır. Bu sorunun tanımı, yetişkin insanlara, üniversite kapılarında giysi dayatması yapılıyor olması ve bu sebeple üniversite eğitiminin belli bir kitleye kapalı tutulması. Temel bir bireysel hak ve özgürlük ihlali ve en kısa zamanda çözüme ulaşması gerekiyor. Türbanın serbest olduğu bir yer örneği olarak KKTC incelenebilir. Ben üniversite sınavını kazanmış bir bireyin inançlarından ötürü eğitimden mahrum bırakılmasını kesinlikle ve kesinlikle kabul etmiyorum. Bu yüzden özgürlükçü sosyalistim: devletin her türlü baskısının kaldırılmasını savunurum.

Şunu da kabul ediyor muyuz: Türkiye insan hakları açısından sınıfta kalmış bir ülkedir. Düşünce özgürlüklerinin önünde hem kanunlar hem de linç kültürü yerleştirilmiş bir toplum bulunmakta, gelir dağılındaki adaletsizlik, azınlıklara yönelik hak ihlalleri had safhada, anadilde eğitim, eşcinsel hakları gibi taleplerse ciddiye dahi alınmamaktadır. Bu hak ihlalleri de birer sorundur ve her biri en az türban sorunu kadar kritiktir. Türbanlı kızlar dinlerini yaşayabilmektedir fakat bugün gayrimüslim yurttaşlarımızın üzerindeki baskı artık dayanılamayacak noktalara gelmiştir, Protestan kiliseleri saldırı altındadır, Ermeni ve Rum vakıflarının el koyulan mülkleri bir de üçüncü şahıslara satılmıştır! Eşcinsellerin taleplerine "Ancak 22. yüzyılda" denerek tepki verilmiştir. İşçilerin sendikalaşma hakları ellerinden alınmıştır, AKP'lilere ait Yörsan'da daha yeni yaşanan olaylar aslında insan haklarını umursamadıklarını göstermektedir. Parasız eğitim ve sağlık, emeklilik gibi gibi en temel haklarımız dahi tehlike altındadır.

Sorun insan hakları ihlali iken sorunun çözümü AKP'den gelmeyecektir. Toplumu bu derece gerecek uygulamalar doğru yollar değil. Sorun ancak tüm kesimlerin haklarını göz önünde bulunduracak bir "insan hakları iyileştirme programı" yoluyla çözülebilir. Böyle bir program devrimci olacaktır. Bunu da tüm kesimlere eşit mesafede durabilecek özgürlükçü bir sol iktidar yapabilir, muhafazakar liberal bir parti değil.

Bize düşen ne ulusalcı paranoyalara kapılıp hak talebini görmezden gelmek ne de muhafazakar liberal politikalara alet olmak. Düzeyli bir tartışma ortamı oluşturarak kendi alternatif çözümümüzü topluma sunmak durumundayız.

Dayanışma ile...

1 yorum:

  1. Demokrasi meselesini önümüzdeki yüzyıla alınmış kabul ediyorum artık. Çünkü bir sürü problemin çözüme kavuşması uzunca bir zaman alır gibi geliyor bana.

    "Ben üniversite sınavını kazanmış bir bireyin inançlarından ötürü eğitimden mahrum bırakılmasını kesinlikle ve kesinlikle kabul etmiyorum." demişsiniz, tamamiyle haklısınız...

    Eğitim ve öğretim dönemlerinde anlatılanlardan, kulağıma tanıdık gelen 'Temel Hak ve Özgürlükler' ifadesinde de belirtildiği gibi hakkımız ve özgürlüğümüz var, fakat baskıcı kurumlarca sınırlandırılmış bir biçimde.

    Tamam, 100 % özgürlüğün olması pek de olası bir şey değil ama 'özgürlük hakkımız' olduğu halde özgürlüğümüzün kısıtlanması durumu var ortada. Bunu zaten siz; 'Türban Sorunu, azınlıklar, Kürt Sorunu ve eşcinsel hakları' olarak yazınızda belirtmişsiniz.

    YanıtlaSil