20071124

Birarada yaşamı hazmedemeyen burjuva basını!

Yıllardır "Türkiye Türklerindir" alt başlığıyla çıkan ve kitle kültürünün yoz medyasının en temel taşlarından biri olan Hürriyet'in takındığı tutum çok da şaşırtıcı değil. Pek çok sözün söylendiği ve Türkiye'ye bir çıkış bir çözüm önerisi getirilmesi için beyin fırtınalarının yapıldığı ve somut sonuçlara ulaşıldığı Barış Meclisi toplantılarına, orada konuşulan tezkere, kürt sorununa barışçıl çözüm, DTP'nin neden kapatılmaması gerektiği gibi konular ilgisini çekmeyeceğinden ancak bu toplantıları lümpen burjuva tarzıyla küçümseyebileceği bir yol bulduğu zaman manşete taşır.

Çok şaşırtıcı değil, çünkü burjuva medyası için ve lümpen kültür için ayrımcılığın sınırı yoktur. Onlar için farklı olan hiçbir şey kabul edilemez, herkes aynı olmalıdır. Tıpkı zamanında Kürtçe yemin eden SHP'li milletvekillerinin meclisten yaka paça dışarı atılması gibi, tıpkı Merve Kavakçı'nın yalnızca türban taktığı için sistemin partilerince meclisten atılması gibi, tıpkı bugün DTP'nin meclisteki varlığına tahammül edemiyor olmaları gibi onlar bir eşcinsel belediye başkanına da tahammül edemezler, eğer o eşcinselse, toplumun genelinden farklıysa en büyük yanlışı yapmıştır. Oysa ideal bir belediye başkanı ihalelerde yolsuzluk yapabilir, kadrolaşmada yolsuzluğa gidebilir vs. yeter ki çaldığı bunca parayı karşıcinsten biriyle (tercihen de kadın) yiyor olsun!

Elbette, sağduyu sahibi bir insan için bir belediye başkanı adayı eşcinsel olduğu veya karşıcinsel olduğu için değil, sunduğu program, bağlı olduğu siyasal görüş, vaatleri, vizyonuyla değerlendirilir. Özel hayatsa, onun mesleğinin dışındadır. Bu bizi hiç alakadar etmeyen bir şey olmalıdır. Taa ki, birileri, onun özel hayatı üzerinden bir karalama kampanyasına başlayana kadar. Eğer ki, Hürriyet gibi gazeteler, gelecekte olası bir başkan adayını ya da herhangi meslekten birini, cinsel kimliği sebebiyle, ya da ne sebeple olursa olsun, aşağılamaya kalkarsa, bilmelidirler ki karşılarında bulacakları insanlar vardır!

Şunu çok iyi anlamak gerekiyor çünkü: bunun eşcinsel olmakla, kürt olmakla, hristiyan olmakla, türbanlı olmakla vs. çok da fazla bir bağlantısı yok. Bu ayrımcılık, kapitalizmin uyguladığı, tek tipleştirme ve tek tip insan modellerinden oluşan toplum arzusunun bir ürünüdür. Daha önce de bahsettiğim, kapitalizmde neoliberal muhafazakarlaşma eğilimi, farklılıkları ortadan kaldırmaya çalışır, daha doğrusu kolayca sınıflanabilecek farklılıklara izin verir. Örneğin, neoliberal muhafazakarlar için eşcinsel biri yazar, şair, balerin olabilir (artık buna tahammül gösterirler, "benden uzak olsun" refleksidir bu) ama belediye başkanı olduğunda bu rahatsızlık vericidir. Tıpkı türbanlı kadınlar, muhafazakar kocaları tarafından eve kapatıldıkları zamanlarda ses çıkarmayanların bu kadınlar üniversite kapılarına ve meclis sıralarına dayandıklarında bas bas bağırmaları gibi, hatta Çankaya'ya çıktıklarında meydanları doldurmaları gibi. Tıpkı düşmanlık duygularını besleyen Ermeni Diasporasıyla kavgalarında mutlu mesut yaşarken ortaya çıkan ve birarada yaşamdan, toleranstan, halkların kardeşliğinden bahseden Hrant Dink'e tahammül edemeyip öldürtmeleri gibi!

Benditt'in "AB’ye girerseniz gay belediye başkanına hazır olun" sözüne Uras'ın cevabı doğru. "Sol destekler". Keşke şunu da deseydi, "AB'ye girmek veya girmemek bir yana, özgürlükçü sol iktidarında yaşamın her alanında kendisini özgürce ifade edebilecek ve karşıcinsel birisinden hiçbir farkı olmadan ilişkilerini ve evliliklerini yaşayabilecekler."

Çünkü, tahammülsüz orta sınıf ayrımcılıkta sınır tanımıyorsa, hiç merak edilmesin, biz de birarada yaşamı savunurken hiçbir sınırı tanımayacağız, her platformda hem de Sakık'ın dediği gibi "ölümüne" destekleyeceğiz. Anlaşılan tarihin bize yüklediği misyon da bu!

Dayanışma ile...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder