20070318

26. İstanbul Film Festivali Alternatif Rehberi

İstanbul'lu sinefillerin şu dakikalarda çoktan biletlerini görebilecekleri bir yere koymuş ve festivalin başlayacağı 31 mart tarihini iple çekmekle meşgul olduklarını biliyorum -tıpkı pek çok filme yer kalmadığını bildiğim gibi, ama ben de biletlerin satışa sunulacağı gün bir saat öncesinden emek sineması önünde sıraya girmiş ve 45 tane (hepsi bana değil tabii) bilet almış olduğum için bunu pek dert edinmiyorum. Yine de henüz bilet edinmemiş olanlar için, alternatif bir rehber blog yazısı yazmak epey zevkli olabilir sanırım. Gerçi siz benim yerime beyazperde.com'un veya Atilla Dorsay'ın yazısını tercih edebilirsiniz o ayrı mesele... (Ayrıca bakınız: Yeni Başlayanlar İçin İstanbul Film Festivali Rehberi)
Şimdi bir kere festivalin en önemli filmlerinden birkaçı Little Miss Sunshine, Pan's Labyrinth, Hollywoodland zaten Akbank Galaları kısmında 15 liralık indirimsiz biletleriyle burjuvaya hitap ediyor:) Fakat bu filmlerin zaten vizyon şansı var ve DVD'ye de çıkacak o yüzden acele etmeye lüzum yok, ama para mühim değil diyorsanız kaçırılacak gibi de değiller. Pan's Labyrinth gerçi beklenecek gibi değil, meraktan ölüyorum, özellikle de o modern Alice's Adventures in Wonderland havası bu filmi kaçırılmayacak bir film haline getiriyor.

Bunlar bir yana, festivalin en güzel gala olmayan filmi sanırım "2:37". Film gösterildiği Cannes Film Festivalinde 15 dk. ayakta alkışlanmış, gerisini siz düşünün artık. Yönetmeni de benden sadece bir yaş büyükmüş filmin ve 1.1 milyon$'a çekmiş filmi. Tebrik ediyor, saygıyla anıyoruz kendisini, bakalım filmi görmeden birşey söylemek zor gerçi ama şimdi bu yaşta ustalarca alkışlanmak da az bir şey değil. 2,5YTL'lik seanslara bilet kaldığını sanmıyorum, kaldıysa bir an önce edinin.

"Fidel'in Yüzünden" görülmesi gereken başka bir film gibi duruyor. Özellikle Küba devrimini orta sınıf bir ailenin küçük kızının gözünden ele alması ve onun isyankar ailesine kendi isyanı görmeye değer. Benzer bir filmse Benim Adım Elisabeth, bu kez babası akıl hastanesi işleten bir kızın bakış açısından olayları görüyoruz. İki film de çocukluk, büyümek ve ebeveynler üzerine pek çok şey söylüyor.

Tabii bir de festivallerin vazgeçilmezi uyuşuturcu, gençlik, cinsel uyanışlar üzerine yapılan ergenlik filmleri. Bu sene Norveç filmi Tekrar, Amerika'dan Factory Girl (Edie) ve Candy bu kategoriyi güzelce temsil ediyor. Ayrıca Catcher in the Rye'ın (Çavdar Tarlasında Çocuklar veya Gönülçelen)modern bir versiyonu olduğu söylenen Kanada filmi "Tracey'nin Yaşamından Kesitler" (The Tracey Fragments) de büyümek üzerine pek çok laf ediyor olmalı! Fransa'dan Benim Oğlum (Mon Fils A Moi) oğluna saplantı derecesinde düşkün bir anneyi anlatırken Kötü Arkadaş (Les Amities Malefiques) ise tanrı kompleksine sahip önüne çıkan herkesi sömürmeye alışmış bir akademik vampirin öyküsünü anlatıyor.
Türk filmlerinde bu sene vizyonda gördüğümüz pek çok filmin yanı sıra göreceğimiz Zincirbozan, Suna, Fikret Bey, İyi Seneler- Londra gösteriliyor.
Daha pek çok film seçeneği, kategoriler, özellikle Atıf Yılmaz ve Passolini filmleri için http://www.iksv.org/film adresine göz atabilirsiniz.
İyi pazarlar!

1 yorum:

  1. Benim Adım Elisabeth / Je M’Appelle Elisabeth filmini duymuştum, türü drama olan güzel film. İzlenmesi gereken filmler arasında gerçekten.

    YanıtlaSil