20070304

Ben de Türkçe Yazarım

Yok yahu yok, yükselen milliyetçilik dalgasından falan değil, tsunami olsa bana dokunmaz o. Günlük filtre kahve tüketimini de yaptıktan sonra, -ki french press ile yapılan kahve her güzel şey gibi kötü kolestrolü arttırıyormuş diyorlar, her ne kadar suyla yapılan bir şeyde nasıl olurda öyle kötü maddeler olur kafam almasa da zaten hemen hemen yediğim içtiğim herşey kötü kolestrole sebep olduğundan çok yaşamayacağımı tahmin ediyor ve açıkçası pek de bir tarafıma takmıyorum- oturup blogumu yazayım dedim ama içimden bir ses de "off, kim uğraşacak" şeklinde bir itiraz tavrı içerisinde. Hayır, yazı yazmayı da ezelden beri severim ama bir yandan yazdığım şeyler incir kavuğunu doldurmadığından mıdır yoksa google aramalarında tercih edilen Lindsay Lohan veya çocuk pornosu gibi kelimeleri ön plana çıkartmadığımdan mıdır bilinmez yazıdklarımı kimseler de okumayınca (gerçi bir iki kişi var ama) bir de oturup ingilizce yazmaya kasmak zor geliyor kimi zaman, gerçi hiç öyle bir takıntım yok, bence İngilizce acaip de güzel bir dildir, sevilmeli, sayılmalıdır. Demiyorum ki, Türkçe'ye özen göstermeyelim, zaten gösterdiğim de ortadadır herhalde, onu da pek severim ama İngilizce'nin de korkunç bir estetiği var, sanırım her kapitalizm ürünü gibi o da basitlik ve bireysellik içeriyor, bir çeşit MySpace sayfası hazırlar gibi, kendi dilinizi hazırlıyorsunuz aslında, her altkültürün kendi İngilizce'si var, gerçekten yaşayan bir dil. Türkçe'ye gelince, efendim, bir takım kurnazlar sürekli üzerinde oynayıp durduğu için bir de bir takım okumuş yazmış tayfa sürekli gençlerin konuştuğu dili, yöresel dili şunu bunu eleştirdiği için, genelde altkültürlere ait Türkçe'ler küçümsenir, sevilmez, pistir. Yuppie'lerin konuştuğu dile Türkilizce diye, tikilerin konuştuğu dile artık her ne denirse küçümsemeyle bakanlar aslında bunun dilin yaşadığının ve kendi yolunu çizdiğinin bir göstergesi olduğu gerçeğini de gözden kaçırırlar. Neyse ya, ben nerden geldim ki bu konuya? Öte yandan da ironik olmadı değil hani, Türkçe yazdığım ilk blogta dil meselelerini konuşuyorum. Hakkı Devrim gibi:) Neyse, yaşasın altkültür argoları deyip bu konuyu atlıyorum. Sonunda Deniz Baykal'ın ne yaptığını çözdüm, aklım ermiyordu, öfkeleniyor, köpürüyor, kendimi yerden yerlere vuruyordum (yalan bu sonuncusu) ama yine de nasıl olup da Türkiye'nin en ana akım sol partisi olan CHP'nin başındaki adamın 301 no'lu yasadan tutun da her ne kadar milliyetçi kesimin önem verdiği, muhafaza etmek istediği mesele var ise onları savunmasını içime sindiremiyordum. Ama şimdi bakıyorum da sanırım Baykal şunun hesabını yapıyor, diyor ki, efendim zaten Türkiye'de solcu olan insanlar ne yaparlarsa yapsınlar, hangi partiye oy verirlerse versinler barajı aşamayacaklar, ister kendisine liberal sol desin, ister sosyal demokrat, ister sosyalist ister vs. vs. yine de barajı aşma ihtimali yok, bu sebeple gayet de hepsi paşa paşa CHP'ye oy vermek zorunda, o zaman bu hazır seçmenle uğraşıp ulusalcılık karşıtı takılmaya Radikal gazetesi olmaya bir lüzum yok, ben bir de şu ulusalcıları peşime takayım da kendi koltuğumu partimin yerini iyice garantileyim diyor. Peki bu benim kendisine ve buna ses çıkartmayan partisine olan öfkemi ve hayal kırıklığımı biraz olsun gideriyor mu? Hayır. Çünkü peşine takmak istediği, oyunu almak istediği o insanların ellerinden -affedersiniz ama- kan damlıyor. Burdan (o da kesin okuyodur ya Transbosporusism'i) kendisine bu halkın, hele ki solcunun, hiç de öyle onun hesapladığı kadar hededö olmadığını hatırlatırım. (Ayrıca bkz. Üstteki karikatür) Tabii, burda yine bir ironiye dikkat etmek lazım, ABD'nin muhafazakar partisi Cumhuriyetçi Parti'dir, hani fil logosu olan, Bush'un partisi işte. Cumhuriyetçi Halk Partisi'de madem isimlerimiz benzeşiyor haydi fikirlerimiz de benzeşsin, yaşasın partilerin kardeşliği deyip halay tutmakta olabilir, ama başka bir muhafazakar birleşme, televizyonlarımızdaki turuncu devrime işaret ediyor. Fox'dan bahsediyorum, hani şu "hayata foxlanın" sloganı ile ne demeye çalıştıklarını anlayamadığım turuncu kanal. TGRT'yi satın almış olmaları gayet manidar, zira TGRT önceden Türkiye Gazetesi'ne aitti ve ilk kurulduğunda Türkiye'nin milliyetçi kesime hitap eden kanalıydı. Fox ise ABD'de Bush'un en önemli destekçisidir, savaş boyunca Irak'ta ölen çocuklar yerine kahraman askerleri falan göstermiştir kendileri. Hatta Bush'un seçimi tekrar kazanmasında en büyük etken de onlarmış Michaeal Moore'un dediğine göre. Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş yine. Eh, tilki kurnaz bir hayvandır, hayata Foxlanırken bu kurnazlara karşı da biraz kuşkulu kalmak da yarar var. Kuşku falan derken, farkında mısınız bilmiyorum, son zamanlarda ana haber bültenlerinin saatleri gittikçe geriye alınıyor, bir ara 19'dan 18.45 civarlarına alınmıştı, şimdilerde 18.30'a kadar geri çekildi, dolayısıyla saat 7'de televizyonunu açıp haber dinlemek isteyen adam, artık en sona kalmış ebelek haberlere denk geliyor, efendim İbo niye ağlamış, niye zırlamış, tabii durum böyle olunca Irak'da ağlayan çocuklar veya ağlayan analar pek çok gözden kaçıyor. Millet memnun gibi bundan ama zaten saman versen ondan da memnun olacak gibi bir hali var, buna bir el atmak lazım. Olmaz böyle. Herkese çağrı yapıyorum, haberleri ana akım kanallarda izleyip kendinizi zehirlemeyin, NTV gibi ciddi kanallarda izleyin. Ya da izlemeyin, ne bileyim, zaten eninde sonunda zehirleneceksiniz. Bu arada, madem televizyondan bahsediyorum, BBC Prime'da haftaiçi her gün saat 23.30'da (yerel TR saati) Two Pints diye bir dizi var, teletex 888'den İngilizce altyazı ile izlenebiliyor. İngiliz mizahını seven biri olarak bu işçi sınıfı komedisini çok sevdim, yarım saatlik bir dizi, yine Coupling havasında, hayatlarında cinsellik, işsizlik ve arjantin bira (pint) haricinde pek de birşey olmayan "loser" tabir edilen bir grup insan üzerinde dönüyor, alt metinlerinde aslında güzel de bir sistem eleştirisi var. Sevdim, gerçi okul başladığında izleyemeyeceğim zira kendi evimde kablolu yayın yok, ama olsun, tavsiye ederim. Böyle işte, bu güne kadar İngilizce olması sebebiyle burayı okuyamayanlar da belki bir miktar Transbosporusism tatma fırsatı buldular. İyi de oldu hani, bir saatte yazacağım yazıyı yarım saatte yazdım Türkçe olunca. Herkese iyi pazarlar...

1 yorum:

  1. Haberler konusunda haklısınız. Haber detaylarında önemsiz ve Türkiye'nin geleceğini pek de ilgilendirmeyen bir çok haber uzun uzatıya anlatılıyor fakat ne bileyim geleceğimize yön veren (vermesini beklediğimiz) haberler sadece konudan bahsediyor. Tamam magazin vs. bir yana ciddiyeti bozmamak gerek.

    YanıtlaSil